İskender Pala’nın kalemi duyguyu aktarma konusunda başarılı, sadece yazarın olay aktarma konusundaki kabiliyetine bir puan verecek olsam 9/10 diyebilirim. Tekrarlı soru cümleleri etkili olsa da süreklilik bir süreden sonra sıradanlaştırıyordu. Puanımı kıran tek kusuru bu.
Yazarından daha fazla kitap okumayı düşünüyorum. Eminim ki diğer kitaplarında da bu başarıyı yakalamıştır.
—•—
Kitaba gelecek olursam, bu kadar ün yapmasını yalnızca yazarın kalemine borçlu bir eser. Bunu herhangi başka biri kaleme alsaydı tarihi yanlış aktarıyor ve doğru bir zemine oturtamadı diye ciddiye dahi almazlardı. Bu kitabı bile okurların neredeyse yarısı tarih konusunda eleştirmiş, haklılar da.
Evet tarihi konu alan bir roman. Her cümlesi tarihe birebir uyacak değil. Ama tarihi ögeler ve karakterlere karşı böylesine sert bir üslup, iç düşünceleri ile ilgili kesin cümleler ne kadar sağlıklı, sorgulanır. Örnek olarak tarihi karakterlerin Taçlı Hatuna olan ve yer yer aşırılık derecesine varan halleri bir nebze gerçek olsa da kurguyu ilerletme ümidiyle eklemelerle doluydu.
Bunlarla birlikte Şah’ın ve Sultan’ın savaşları sadece gururları uğruna yapmalarından bahsedilmesi de rahatsız ediciydi.
Bunca karmaşayı yalnızca gurur ve aşk eksenine indirgemek savaşlarının politik ve mezhepsel boyutunu açıkça gölgede bırakmaktan başka bir işe yaramamıştı. Tarafsız bir görüş benimseme ümidiyle yaptığını sanıyorum yine de hoş değil.
”Onlar Taçlı’nın değerini bir gece, iki gece, üç gece diye ölçecekler; bense gecelerimi Taçlı ile ölçmek arzusundayım.”
Divan edebiyatı zaten başlı başına hasretten besleniyor fakat yazarın bu hasreti körükleyip sunması bana erkek karakterlerin bunca olayı Taçlı için yaşadığını düşündürdü. Siyasi temasından bu kadar kopuk yazılmaması gerekirmiş bana kalırsa.
Taçlıya olan