kuşkonmaz dallarına astım kendimi
sedir ağaçlarına gül yapraklarına
başımı taşlara vurdum
gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
tanrısal duygular içindeydim
bütün tanrısızlığımdan uzakta
bir kemiklerinin sertliğini aldım
bir teninin aklığını
sonra sıcaklığını dudaklarının
gel bak
sana bir tanrı getirdim
gel bak
bir tanrı yarattım senden.
hadi, anlat bana neydin
belki de uzak belirsiz bir noktaydın sen
öyküme girmeseydin
insan bir kere ölür
her gün ölen umutlarımızdır içimizdeki
paramparça olmuş sevgilerdir
her aldanış,
yeni bir aldanışa hazırlar bizi.
beni bunca saracak ne vardı?
kanıma girecek
gözbebeklerime oturacak
bir senfoni gibi kulaklarımdan eksilmeyecek
ne vardı?
hiç karşıma çıkmasaydın
bu kör olası gözler görmeseydi seni
ne vardı
güzelliğini hiç bilmeseydim
bir dua gibi bellemeseydim adını
ne vardı bütün gece
gözlerimi tavana dikerek
seni düşünmeseydim.
kendini suçlamanın konforlu bir yanı vardır. kendimizi suçladığımızda başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. günahlarımızı bağışlayan itiraftır, rahip değil.