SAVAŞIN KIZILLIĞINDAN BARIŞIN MAVİLİGİNE| 03 HAZİRAN 2018
“…Biz gece yürürdük, Sırplar gündüz. Bir onlar öne geçerdi, bir biz.
Ormanda ne bulduksa yedik.Meyve yedik çokça. Böyle böyle Tuzla’ya kadar geldik.Tuzla’da Müslümanlar ve Sırplar çarpıştı. Araziyi bilmiyordu onlar. Çabuk dağılıyorlardı. Bizimkiler de kolay avlıyordu. Kayıpları fazla olunca on iki saat ateşkes istediler. Bu sırada bizden üç bin kişi geçti Tuzla’ya…”
Derviş Bey böyle anlatıyor ölüm yürüyüşünden sağ kurtulanları. Uyku yok, yemek yok, su yok, silah yok!.. Temmuz ayı ve sıcaklık çok yüksek. Yollar engebeli ve çetin. Yanlarına aldıkları biraz ekmek ve şekerle çıkmışlar yola. Sonrası Marş Mira yürüyüşünde gördüğümüz toplu mezarlarda ve Derviş Bey’in anlattıklarında.
Savaş bitip sular biraz durulunca yakınları hep dönecekler diye beklemiş. BM’ye başvurmuşlar kayıpları için. “ Boyu şuydu, kilosu bu ; sarışındı, esmerdi…” Bekliyorlar dönecekler diye. Keşke diyebilsem bugün Potoçari’ ye 10 Temmuz’da giriş yapan yürüyüşçülerimiz gibi ölüm yolunun esas kahramanları da dönebilselerdi ve Bosna’nın hikayesi bu olsaydı. Ne var ki bu hikaye Potoçari’deki binlerce şehit mezarı , akü fabrikasının kanlı duvarları, kurşunlarla delik deşik edilmiş Boşnak evleri , camileri…
Potoçari! Hayatı kim bilir ne çeşit bir felaketle son bulan binlerce şehidin şehadetine kavuştuktan yıllar sonra yanı başlarında dua edilebilecek bir mezar taşına kavuştukları yer. Göğsüne yaslandığım acılı bir annenin içli içli akıttığı göz yaşları ve gösterdiği metanet karşısında hıçkırıklara boğulduğum için kendimden utandığım, sonunu göremediğim şehitlik .İnsanlığımı sorguladığım ,zamanında bu felakete göz yumanlar yüzünden sadece el açıp dua etmekten , onlara: “ Biz varız ve buradayız .”