Şimdiye kadar böyle bir olasılık Hayri'nin aklından bile geçmemiş. Nasıl da güveniyor Nalan'a. Hatta kendinden bile daha çok güveniyor. Belki de haklı. Nalan'ın kalbine çivi gibi çakılmış Hayri.
Aslında bu aşkı başlatan da, daha en başından beri kadına deli gibi aşık olan da Hayri. Kendini zorla sevdirmiş ona. Ve şimdi, Nalan onun için bütün dünyayı bir kenara itivermişken, yani dünya bir yana, sen bir yana demişken çekip giden yine o.
Demek Nalan Hanım'la beraber olabilmek için siz de bir şeyleri göze aldınız. Can derdine düştüm derken ne demek istediniz? Gerçekten ölüm var mıydı işin ucunda.
"Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz doktor hanım? Koroğlu'nun gelinini almışım ellerinden. Adamı öldürmekle de kalmaz, ölünü bile bulamazlar."
Bunları da biliyorsunuz yani.
"Biliyorum tabii! Aşk dediğin ölümü göze almadan olmaz. Sevdiğin için gerekirse öleceksin. Erkekliğin kitabında böyle yazar. Siz tabi bilmezsiniz bunları."
Başını kaldırdığında gözlerinde hafif bir umut ışığı görüyorum. Ben bu ışığı, bu odadan çıkan herkesin gözlerinde görmek isterim ama ne yazık ki o ışığın sahibi şimdilik ben değilim, Hayri. Benden Hayri'yi ona geri getirmemi istiyor.
Gerçi aşını ekmeğini Hayri vermiyor ama o bütün yaşam enerjisini Hayri'den alıyor.
Sonsuza kadar sevileceğine bu kadar yürekten inanmak güzel bir şey aslında ama sonu böyle olmasaydı keşke...