Yıllarca hangi sektörde çalıştıysam arkamdan iş çevirenler haricinde yönetimlerden herhangi bir kişinin hep psikopat olduğunu söylediler. En son şimdi bir yerde çalışıyorum, ilk işe girdiğimde yönetimden bir bayanı ağır şizofrenmiş gibi anlatmışlardı. Sözde bayanın gözü kime çarparsa işten çıkarıyormuş. Ben bayanla oturup beraber çay içmediğim kalmadı. Bayan psikopatsa bana niye gelip hal hatır soruyor, kolay gelsin vs. diyor? Birde ablam yaşında. Ablam olsa "bak örnek al lan mal değneği" derim yani 😉
...eskiden insanlarin sözlerini dinler, yaptiklarina inanirdim; şimdiyse sözlerini dinledikten sonra yaptiklarina bakiyorum. Eskiden insanların söylediklerine kulak verir, ağızlarından çıkan her sözü bir senet gibi kabul ederdim. Kalplerinin de dilleriyle aynı hizada olduğunu sanacak kadar naif, kendi dürüstlüğümle herkesi aynı kefeye koyacak kadar iyi niyetliydim. Ama zamanla o saf bakış açısı yerini başka bir şeye bıraktı. Artık sözlerin sadece havada asılı kalan birer ses, hatta bazen arkasına sığınılan birer kalkan olduğunu anladım. Şimdi artık duymuyorum, izliyorum. Önce sözlerini dinliyorum, evet; ama asıl hikâyeyi eylemlerinde okuyorum. İnsanların ne dediği değil, ne yaptığı; benim için asıl gerçek orada duruyor.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Teknik bir ressam olan John Berger babası öldüğünde tabutunun başına geçer ve naaşının birkaç çizimini yapar. Bu onları anlattığı yazısında şu ifadeleri kullanır: Ağzını, kaşlarını, göz kapaklarını çizdikçe, kâğıdın beyazlığında bunların belirgin biçimleri çizgilerle doğdukça, bu çizgileri şimdiki hallerine getiren o tarihi ve deneyimi duyumsadım. Şimdi babamın hayatı çizmekte olduğum kâğıdın dikdörtgeni kadar sonluydu; ama kâğıdın içinde, herhangi bir çizimden çok daha sonsuz gizemli bir yolla, kişiliği ve alınyazısı doğmuştu. Ben bir kayıt tutuyordum; onun yüzüyse daha şimdiden hayatının bir kaydıydı yalnızca. Artık her çizim bir ayrılık sahnesinden başka bir şey değildi. ... Yaptığı çizimin uyuyan bir insana değil de bir ölüye ait olduğunu bütün insanların fark edeceğinden bahisle şu ifadeleri kullanır: Kimse uyuyan bir adama böylesi bir nesnellikle çizmezdi. Bir sonluluk var bu nitelikte nokta nesnellik, bir şeyi sona erdikten sonra geriye kalandır. ... Çizimlerden birini, çerçeveleyip çalıştığın masanın önündeki duvara asmak üzere seçtim. Babamın resmi ile babam arasındaki ilişki yavaş yavaş ve tutarlı bir biçimde değişti- en azından benim için değişti.
Teşekkür ederim, beni dünyanın karşı kıyısına geçirdin ama ben beni orada bırakıp döneceğini hiç düşünmemiştim. Şimdi eve dönmek için seni değil kendimi bulmam gerek. Nerede durmam gerektiğini öğrettin, nerede öldüğümü de biliyorum ama seninle yaşanmayacağını şimdi anladım.
Şimdi kalkıp gitsem diyorsun ya... Bir dağ başına, bir çöle, insanların olmadığı o sapa yerlere... Git be usta, valla git. Ama unuttuğun bir şey var: İnsan bavuluna kendi enkazını sığdırdıktan sonra, nereye giderse gitsin o çölün ortasında yine kendi gölgesine çarpıyor. Biz bu şehrin o gürültülü caddelerinde, cebimizde iki kuruşluk umutla o kadar çok harcandık ki, artık içimizdeki o 'dokunsan ağlayacak olan çocuk' bile sigaraya başladı. En koyulacak yeri neresi biliyor musun bu hikayenin? Sen o kitabın sayfasını kıvırıp 'içimde iki kişi var' derken, o seni bir yabancı gibi arkasında bırakıp gidenler, çoktan başka masalarda kahkahayı patlatmış oluyor. Sokak bize en çok bunu öğretti işte: Adımların ne kadar büyük olursa olsun, kalbin o 'başka bir aşk yarım kaldı' sapağında takılı kaldıysa, attığın her adımda biraz daha kendi içine çöküyorsun. Herkes yerini yurdunu buldu, herkes vitrinini parlattı da... Bir tek biz bu koca şehrin ortasında, o rüzgarlı peronda bavulun üstünde unutulmuş birer paket sigara gibi dımdızlak kaldık."
İstifa ettim. Benliğimi saran tüm yıkılmışlıklardan, tüm endişelerden ve korkulardan istifa ettim. Kendim olmama engel olan, beni yok sayan, ait olmadığım tüm mekanları ve o bir zamanlar olduğum kişiyi terk ettim. Şimdi bu berrak gökyüzü altında hayata yeniden başlayabilirim.