Puan vermedi·472 syf.·
2026 34. kitabı
Tokyo'da yaşayan ve şimdilerde kırk yaşında olan anlatıcı Hana, karşısına çıkan bir haberle yirmi yıl öncesine gider. O yıllarda babasının terk ettiği annesinin gece kulübünde çalışarak kazandığı parayla geçinmeye çalışan anne kız birlikte yaşıyor, Hana sürekli dışlandığı bir okulda eğitim görüyordu. Bir gün annesinin arkadaşı Kimiko ile tanışması hayatının dönüm noktası oluyor. Evden ayrılıp onunla birlikte yaşayarak, kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Bu yeni hayata eşlik edenler ise evden ayrılan mutsuz kızlar, yakuzalar, dolandırıcılar, kumarbazlar ve hakkında çok fazla şey bilmediği Kimiko'due. Bugün o yıllara gitmesinin sebebi ise yine haberde yer alan bilgiye göre bir genç kızı alıkoymakla suçlanan Kimiko'dur... Yazarın daha önce yayınevinden çıkan kitapları bu kadar hacimli değildi. Onları hızlıca okuyup bitirmiştim. Sarı Ev'i okumam ise hem benden kaynaklı sebeplerden hem de konunun durağanlığından dolayı biraz uzun sürdü. Japon kültürünü, onların hala bir nebze de olsa değerlere bağlı yaşadıklarını yansıtan kitapları okumayı seviyorum. Kitaptan çıkardığım sonuç, kendime gereksiz sorumluluklar yüklememem gerektiği oldu. Herkese değil ama Japon Edebiyatı sevenlere tavsiyem olsun
Sarı EvMieko Kawakami · Doğan Kitap · 20264 okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 09:54
Yabancı üzerine herkesin yeterince yazıp çizdiğini düşünüyorum. Bu sebeple ben bu kitabın benle olan hikayesini not düşmek istiyorum kişisel okurluk tarihime. Yıl 2012. Ankara Hukuk’ta ikinci sınıftayım. Bahar yarıyılında hukuk fakültesindeki, yıllar geçse dahi hiç unutamayacağım bir ders olan Hukuk ve Edebiyat’ı seçmeli ders olarak almıştım. Bir kitap listesi verdi hocamız. Haftada bir kitap bitirilecek, üzerine bir kişi sınıfta sunum yapacak ve arkasından münazara yapılacaktı. Her hafta dersten sonra bir sonraki haftanın kitabını almak için Kızılay’daki Olgunlar’ın yolunu tutardım. Aziz Nesin- Yaşar ne yaşar ne yaşamaz, Tahsin Yücel- Gökdelen, Erdal Öz Yaralısın, Sevgi Soysal-Şafak, Kafka- Şato ve Albert Camus- Yabancı o dönem okuduğumuz kitaplardı. Bu eserleri okumuş olanlar ortak temayı fark edeceklerdir; Devlet kurumlarındaki yozlaşma, anlamını yitirmiş adalet kavramı, suçun dışında her şey için yargılanma. Sunumlar ve kitap üzerine yürüttüğümüz beyin fırtınası çok verimli geçerdi. Adını öyle koymasak da o grubun hayatımdaki ilk kitap kulübüm olduğunu şimdilerde fark ediyorum. Her bir oturumu can kulağı ile dinlerdim. Roman karakterlerinin yaşadıklarını, yazarların kitaplardaki derinlikli sözlerini özümseyemeyecek kadar deneyimsiz olsam da, edebiyatın o kuşatıcılığını daha o günlerden iliklerime kadar hissederdim. Ve bir gün sıra Yabancı’ya geldi. Bir sonraki derse hazırlanmak için aldım elime kitabı. “Anam ölmüş, dün ya da bugün bilmiyorum.” Mersault’ün yaşama karşı kayıtsızlığını, hayalsizliğini, inançsızlığını anlamlandıramayacak kadar gençtim. Zaten de Camus, ruhu güvenli kıyılardan tekinsiz okyanuslara henüz hiç açılmamış yirmisindeki bir gence ne söyleyebilirdi ki? Neyse, sıkılarak da olsa okudum kitabı, öylesine hayallere dalarak okumuşum ki roman
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 15:53
Hümeyra Kaya Öğretmen Öğretmenlik, yaş farkı tanımaz, öğrencinin kalbine dokunabildigin her yer, öğretmenliğin gerçek sahnesi olur* Bir zamanlar babasının iş bulma ümidiyle gittiği , kimilerine göre ekmek kapısı olan Almanya'da geçiyor hikayemiz. Önceden geçim derdi nedeniyle gidilen şimdilerde ise beyin göçü olarak kapısını açıyor Almanya.... Doğup çocukluğunun geçtiği yere şimdi 25 yıllık öğretmen , bir Türk eğitimci olarak giden Gaye Hanimin hikayesine davet ediyor yazarımız bizi. Hiç çekinmeden isteyerek gidiyor. Nelerle karşılaşacağını bilmeden. Alman kasabasi olan Sengen'de öğretmenlik yapmaya başlıyor. Ev tutuyor , yerleşiyor çevreyi tanımaya başlıyor. Bir Türk öğretmen geldiği için aileler mutlu çünkü yabancı bir ülkede de olsalar aynı dili konuşan onları anlayan kişi Gaye Öğretmen var artık .Işık yaymaya , eğitirken yeşertmeye bilgisiyle çocukları beslemeyi seven , azimli , korkusuz ,cesur ve tecrübeli bir eğitimci. Diğer yandan kasabada çocukların dini eğitim almasını isteyen veliler onları okul sonrası camiye de gondermektedirler. Günün birinde Türkiye'den bir hoca gelir camiye . Dini eğitim konusunda ünlü olan Mustafa bey kısa zamanda hem halkı hemde çocukların sevgisini kazanır. Ama öyle ilginç olaylar olur ki Mustafa hoca kasabaya yakın bir ormanda ölü bulunur. Gaye Öğretmen birgün sınıfta ders işlerken sınıfın neşesi Yunus isimli öğrencisini çok üzgün , düşünceli , donuk bakışlı,tepkisiz bir şekilde görür. Sebebini sorar cevap alamax, en yakın arkadaşına sorar o da şaşkındır bu duruma. Yunus 'un ailesi ile konuşmaya çalışır Gaye hanım ama bir sonuç elde edemez . Birşeylerin döndüğünü, ailevi yada kişisel bir durum olduğunu düşünür. Fakat gerçekleşen olaylar zinciri Gaye'yi acılarla dolu , uğraşması cesaret
ÖğretmenHümeyra Kaya · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20254 okunma
9/10
·368 syf.··
2026 65. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:54
Güleceğim diye başladığım kitaba bolca ağlayarak veda ettim. Bu da pek iyi olmadı. Feyza üniversite sınavında tek hayali olan doktorluğu kazanmak için çabalıyordu. Lakin yine olmamıştı. Eğitim sistemine olan sinirini bir video çekerek duyurdu. Lakin e duyurmak ülke gündemine ulaştı. Ona burs vermek isteyen bir adam onunla iletişime geçti ve kendisine özel bir üniversitede tıp okuması için destek olacağını söyledi. Bunun hayaliyle neşesi yerine gelsede hiç beklemediği yerden babasından bir darbe aldı. Tercihleri değiştirilmişti ve hemşirelik bölümünü kazanmıştı. O gün o evden çıkmaya karar verdi. Yeni bir şehir. Yeni bir iş. Yeni bir hayat. Şimdilerde hayatı çok cafcaflı görünse de o aslında çok büyük acılardan geçmişti. Gencecik bir kızdı ve istanbul gibi bir şehirde hayatta kalmaya çalışıyordu. Sosyal medya fenomeni olmuştu ve bir şekilde toparlanmıştı ama kalbi hala o evden çıkarken dur demeyen, aramayan sormayan ailesini özlüyordu. Tavsiye üstüne gittiği hastanede göründüğü kalp ve damar cerrahı Merthan Özkan ile girdiği münakaşa sonucunda bir video daha çekti. Bu sefer atışmaları sosyal medya üzerinden başladı. Hemşirelik için stajida aynı hastanede olunca birbirlerine katlanmaları aralarındaki çekime galip gelemedi. Merthan bekar bir babaydı. Poyraz seni tam sevemedim yalan yok. Çocuk dediğin çocuk gibi olmalı ya! Arabalarla oynamalı, tabletten video çekmeye çalışan sosyal medyanın kötü yanlarını ilke edinen cocuk mu olur? Babası kendisinden beter. Zaten ayrılacağım diye kıza tek kelime kendisiyle alakalı bir şey anlatmıyor. Alev alev yandığını görmek istiyorum. Erkekler kapatılsın! Durun yine damarım attı.. Bu karakteri seven kördür. Bana sevdirmeye çalışmayın. Feyza tüm yaralarını yara aldığı yerleri anlatmıştı ona! O hayvan da tam oradan vurdu. Hani okurken
1000k
Asalak FenomenMerve Güner · Lapis Kitap · 202666 okunma
GÖZLERİNDEN BELLİDİR CEVRİYEM.
Puan vermedi
Osmanlı’nın son yıllarında gazetecilik mesleğine başlamıştır. Cumhuriyet döneminin önemli bir gazetecisidir. Necatigil’in istemi üzerine gönderdiği mektubunda, Avrupa’ya giden ilk kadın gazeteci olduğunu ve 1922’de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Refet Paşa’yla, Alemdar gazetesi için ilk söyleşiyi kendisinin yaptığını söyler. Derviş çeşitli gazetelerde çalışırken, romanları da gazetelerde dizi olarak yayınlanır. İkdam gazetesinde, kadın sayfası hazırlayarak sayfa geleneğini başlatır. Suat Derviş, yabancı dil bilen gazeteci olarak, Boğazlar sorununun görüşüldüğü “Uluslararası Montrö Konferansı’nda” bulunur, 1923 yılında Lozan Konferansı’nı izler. Derviş, 1927 de ablasıyla birlikte Berlin’e gider. Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bölümü’nde eğitim alırken gazeteciliği de sürdürür. Yazıları, Almanya’da “Scherl, Mosse, Ullstein Querscnitt, Vossische Zeitung” gibi on beşe yakın dönemin en ciddi ve siyasal gazeteleri ve dergilerinde yayınlanır. Türkiye’de yazdığı kimi kitaplarını Almancaya çevirerek yayınlar. Hitlerin gelişiyle, yükselen faşizmi yerinde gözlemlemiş ve Marksist görüşünü pekiştirmiştir. Nazi yanlısı olmayan yayın kurumlarının kapatılması üzerine Türkiye’ye döner. Derviş, 1932 yılında mesleğini Türkiye’de sürdürür. Son Posta, Resimli Ay, Tan Gazetesi gibi sol görüşlü gazete ve dergilerde çalışır. Almanca, Fransızca, İngilizce çeviriler yapar. 1934-1938 yılları arasında 5 romanı gazetede dizi olarak yayınlanır. 1937’de Tan Gazetesi, Derviş’i SSCB’ye gönderir. Bu inceleme, 1944’te “Neden Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?” adıyla yayınlanır. Derviş, bu dönemde üst tabakanın çalkantılı yaşamını değil, adaletsizliğe, nazizme ve yükselen faşizme karşı yazılar yazar. Yayınlanan incelemenin ardından da “kızıl” damgası vurulur bu tarihten
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,665 okunma
8/10
·101 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 18:24
Her gün bir konu gün 10 İncelememi aynı zamanda bir konu gibi ele almak istedim. Çünkü kitabı okurken düşüncelerimi dile getirmek için can atıp durdum. Her sayfasında kendimce yorumlar çıkardım. Öncelikle 8 puanlık bir kitap miydi orası şüpheli ama benim 8 verme sebebim devletlesme adına okuduğum ilk kitaptı ve okurken keyif aldım. Lakin eksik yönleri oldukça fazlaydı. İlk olarak yazar bizlere idealist bir yaşam tarzını tasvir etmişti. Bu sadece kurallar için değil aynı zamanda toplumun , bireyin ve hatta devletin bile ideal olan halini bizlere kendi gözünden göstermişti. Hoh denilen bir yöneticinin yanında destek olan üç birey denmez ama duygu ile yönetimini anlatıyor. İdealist bir yaşam nasıl olur ? Ekilen ekin nasıl ekilmeli , eğitim için calisma nasıl olur , çocuk sahibi olma hangi koşullarda olur , nasıl gerçekleşir ... Kitapta güneş ülkesinin dininin de adı sanı tam belli olmasa da hristiyanlığa yakın olduğundan bahsediyor. Suanki yaşamdaki çalışmanın bir çalışma değil tembellik olduğunu , insanların çalışma diye gösterdikleri şeyin çalışmadan çok insanı yıpratan bir durum olduğundan bahsediyordu. Kitabın genel içeriği bu yöndeydi. Yanlislarina gelecek olursa. Duygusuz bir devlet yapısını destekliyordu. Aile kurma ortamından çok her şey ortak maldır algısı vardı bu bana yanlış geliyor aile özel bir yapı olmalıdır ve o etkileşimi korumalıdır. Ama kitapta duygulardan söz edilmez sadece ideal devlet ve insan kavramı vardı. Ama bir devletin oluşumu için bu kadar robotik bir yaşam tarzı benimsemeye değer miydi derseniz bence değildir. Bu devlet bir hayal ürünü kalmak da zorundadır bence çünkü böyle bir devlet sistemini bir kere topluma uygulamaya kalksanız hepsi karşı çıkar . 8 verdim çünkü düşünceleri desteklemekten çok beni kitaba bağlayan şey o zamanlar bir
Güneş ÜlkesiTommaso Campanella · Olympia Yayınları · 20244,679 okunma