Hangi diyarlarda doğduk, hangi diyarlarda öleceğiz bilmem. Son kelimelerimiz ne olur, ilk kelimelerimiz neydi bilemem. Ellerimiz kimin ellerinde şimdi, en son kimin ellerini tutacak tahmin edemem. Güneş bir daha böyle ne zaman doğar, rüzgâr bir daha böyle güzel iter mi bizi artık yürüyelim diye ve hatta yağmur… böyle güzel yağar mı bir daha şimdi çıkıp ıslanmazsak?
Sen benden alınırken “onu almayın bari” dediğimi hatırlıyorum. Bana “asıl onu alıyoruz.” dediler. Kimse benim kaşlarımı çatışıma bakmadı. Çünkü bilirsin, üzülünce kaşlarımı çatarım, bu benim gözlerimin doluş şeklidir, yaşsız.
Seni hep burada bekliyor olacağım İzmir. Seni bana getiriyorlar diye otobüs terminallerini, tren garlarını, havalimanlarını seveceğim. Seni benden ayırıyorlar diye onlardan nefret de edeceğim. Ama her zaman içlerine girecek seni saatlerce bekleyeceğim.