İlk defa bir kitabın incelemesini yaparken yazıp yazıp siliyorum. O kadar çok şey barındırıyor ki içinde, hangi birini yazacağımı bilemiyorum. İhsan Oktay Anar’ın okuduğum ilk kitabı oldu
Puslu Kıtalar Atlası. Masalsı bir anlatımı vardı, bu yüzden hiç yormadı. Bir şekilde de içine çekmeyi başardı kitap. ‘Bir sayfa daha’ diye diye bir bakmışsınız sonu gelmiş.
Kitap biraz çeşit çeşit. Ne ararsanız var. Tarih, coğrafya, felsefe… Özellikle tarihi kurguları çok sevdiğim için, okuması bana ayrı bir zevk verdi. Birçok karakter tanıdık, birbirinden bağımsız diyebileceğimiz karakterler, olay örgüsüyle birbirine bağlandı ve her biri teker teker düşündürdü okurken.
“Dünya bir düştür… Dünya bir masaldır.” diye bir alıntı geçiyor mesela. Kitabı da bu cümlelerle anlatabiliriz sanırım. Derin bir uykuda birbirinden sürükleyici masalsı düşler görmek gibiydi. Benim puanım 7 oldu. Listesine eklemekte tereddüt eden herkese önerebilirim.
Uzun süre etkisinden çıkılamayacağına emin olduğum bir kitapla geldim: Bin Muhteşem Güneş. Düşüncelerimi, hislerimi tamamen aktaramayacağımdan kuşkum yok. Spoiler uyarısını vererek başlamak
Uzun zamandır okumayı ertelediğim bir kitabı daha bitirip hafızalarıma tırnaklarımla kazıdım. Livaneli bize bilmediğimiz bir hususu anlatmıyor bu eserinde. Uzun zamandır gördüğümüz, duyduğumuz,
Öncelikle incelemeyi okurken spoiler’la karşılaşabilirsiniz çünkü bazı bilgileri vermeden bu yazıyı tamamlayamazdım.
Bir hukukçu olarak gönül rahatlığıyla diyebilirim ki ‘ben mesleğimin hakkını