Oysa Ertan beş ay dayandı sensiz bu dünyaya. Sonra kılıcını kuşanıp geldi yanına. O yıl, ocak ayına ikinizin yokluğunda girdik. Bildiğim en görkemli aşk hikâyesiydi. Bir insandan diğerine kalan en güzel şey onu aşka ikna edebilmekti. Sen bunu başarmıştın, karanlık bir devlet yatakhanesini andıran bu dünyada, herkese hepimize şöyle demiştin kelimeler olmadan, aşk bir başkaldırı, zulümle baş etmenin en zarif hâli, direnin.
Biz akıl edememiştik, uzun yıllar da akıl edemeyecektik; aşk, direnmenin en çiçekli yöntemiydi. Senin icadındı ve hepimize iyi geliyordu bu sessiz direniş.
Öldün. Ara ara hatırlatmak gerekiyor bunu sana. Çünkü hayallerimizin bir yerlerinde Ertancığınla yaşamaya devam ediyorsun. Ama işler böyle yürümüyor. Hayal kurmakla kimse geri gelmiyor.
Sen bir hastane odasında öldüğünden bu yana biz, diğerleri, birlikte büyüyüp birlikte şekillendiklerin, ara ara toplanıp yarım ağız seni andık. Uzun uzun anarsak hepimiz ağlayacaktık. Kısa kestik.