Dilsiz bebeklik gecelerinde gördüğümüz rüyaları nasıl dökeceğiz dile
Dil belleğim yokken, henüz konuşamayan bir çocukken
olanları hatırlamıyor oluşum
dilsizliğimden midir
kendi ağzımın içinde
ne denli yamansa da kapatılamayan boşluğu başlangıcın
dünyanın yaradılışı kadar yabancı
başlangıcı
kendi hayatımızın
“Babamla birlikte her gün geçtiğimiz sokaktan bakınca onu uzaktan (ama sadece biraz uzaktan) görebiliyorum. Aslında karşımda gördüğüm şey renkli bir leke ama ben onun ağaç olduğunu, yani hayallerimdeki gibi iyi yürekli bir devin saçları olduğunu biliyorum. Büyükannem ağaçların içinde hep bir devin yaşadığını, bu devin ağacın ruhu olduğunu ve ağacın gövdesi kesildiğinde
onun başka bir ağaca taşındığını söylerdi. Büyükannemin bahçesinde de bir kiraz ağacı vardı. Küçükken o ağaca tırmanırdım ve olgunlaşmış kirazları toplarken ona yardım ederdim. O zamanlar gözlüğe de ihtiyacım yoktu.
Ağaçtaki kirazlarla hemen tatlı yapardık. Ve bir de kış için reçel hazırlardık. Ama sonra büyükannemin kiraz ağacını kesmek zorunda kaldık, çünkü ağaç bitleri yüzünden hastalandı.
Bence sadece yapraklarını kesmek yeterli olurdu çünkü biz okulda bitlenince saçlarımızı kesiyorlar, bizi öldürmüyorlar. Ağacın gövdesi kesilince, içindeki devin okuldaki kiraz ağacında yaşamaya başladığına ve büyükannemi de yanında
götürdüğüne karar verdim.”
“Bazen en akıllıca olan beklemektir. Yerinden kıpırdamayıp istediğin şeyin ayağına gelmesini beklemen gereken zamanlar vardır, bir de kendini dış dünyaya atıp istediğin şeyi bizzat bulman gereken zamanlar vardır. Bilgelik hangisi için doğru zaman olduğunu bilmektir.”