Anlamak, karşımızdaki kişinin varlığının gerekçelerini, salt o andaki hâlini değil, o ana kadarki, o anda onu öyle kılan bütün geçmişi de kavramak demektir.
Dünyaya fırlatılmış olduğumuza inanıyorum. Dünyanın yüzeyinde yaşıyoruz biz. Doğa, gözlemleyebileceğimiz, ama asla anlayamayacağımız, içselleştiremeyeceğimiz bir düzenekte kendisiyle barışık, kendini sürekli yineleyerek varlığını sürdürür. Bu bize yabancıdır. Biz, Doğaya, Doğadakilere, Varlığa adlar vererek onu evcilleştirmeye, ona yakınlaşmaya çalıştık.
Derler ya, bir ‘gösterilen’i ‘gösteren’dir sözcük. Ama çoğu zaman gösteren ‘gösterilen’i tam olarak gösteremez; anlam Dil ile örtüşmez, ya da daha doğrusu, Dil anlamı taşıyamaz, anlam Dilden taşar.