“Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da… yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de…”
...harika bir roman uygun sözcüklerle, en doğru yerde bittiyse ve daha fazlası bu kusursuzluğu bozacak olsa da insan biraz daha uzasın isterdi. Okumanın şizofrenisiydi bu.
Kitaplar, sürekli onun tarafından okunmak istiyordu. Tıpkı takıldıkça güzelleşen inci bir kolye gibi, hatta daha da çok, okşandıkça sevildiklerini hisseden hayvanlar gibi.
"Bir tek kişi iyilik ve güzellikle meşgul olsa dahi evler, şehirler, memleketler ve milletler büyük bir saadetle şaduman olurlar... Böyle kimseler yalnız kendi kendilerini kurtarmakla kalmazlar; rastgeldikleri insanları da hür bir ruh ile doldururlar. "
İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lazım.