Eğer sorunlar üzerinde düşünüp onları kendi kendime çözümlemeye ve birtakım sorunların cevaplarını yine kendi kendime vermeye kalkışmamış olsaydım, alışılmış ölçüler açısından bakıldığında, daha mutlu sayılabilecek bir yaşam sürer, belki de daha çok saygı görürdüm demek istiyorum sadece.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ait olmadığı büyülü bir dünyada yürüyen bir kadın gibiydim. Bu kadının canının istediğini yapma, istemediğini yapmama özgürlüğü vardı. Ender rastlanan o kimseye bağlı olmama, her şeyden vazgeçme, çevredeki dünyayla bütün ilişkilerini kesme, tamamen bağımsız olma ve bağımsızlığının hakkını vererek yaşama; bir erkeğe, evliliğe, ya da aşka bağlanmadan özgür olma; tüm kural ve yasaların sınırlandırmasından kopma hazzını yaşıyordu bu kadın.
Bir gece Vafeya, "Hiç âşık oldun mu Firdevs?" diye sordu.
"Hayır Vafeya, hiç âşık olmadım," yanıtını verdim.
Bana şaşkınlıkla baktı ve "Ne tuhaf!" dedi.
"Neden tuhaf buldun?" diye sordum.
"Bakışlarında âşık olduğunu söyleyen bir şey var."
"İnsanın bakışlarında aşkı ele veren ne olabilir ki?"
Başını sallayıp, "Bilmiyorum," dedi. "Fakat özellikle senin, aşksız yaşayamayacak biri olduğunu hissediyorum."
"Ama ben aşksız yaşıyorum."
"O halde yaşamın bir yalan; ya da hiç yaşamıyorsun."