Çocukların dert ve ahvali Kurtuluşu Hakkın nurunda buldum, Duvamla Rahman'ın huzruna vardım, Seyfet der tükendi yalnızlık acısı... Seyfet Bozçalı Kentin içinde Yavuz abi oturmuş yalnız bir şekilde belleğindekileri sessizce bir defterle konuşuyordu görenler Aaa meczupa bak desede Yavuz Atacan bir arayış içinde defterine şunları yazdı kurtuluşu hakkın nurunda buldum diyordu simitçi tahsin simiiittt diye bağırırken istanbulda bir kayıkçı kayığı kıyıya çekmek üzereydi balıkçı mustafa ise balıkları tek tek temizleyip kasaya yükledi tarihi şehir istanbul böyleydi kimi zaman belleğimizi canlandırır kimi zamanda o eski anıları bize hatırlatırdı gemi güvertesinde martılara simit atan Yakup Adahan yanındaki Meral Hanıma şöyle seslendi Yazık bir ölümlünün yüreğinden daha hızlı değişiyor Kadıköyde reklam panoları kaldırılıyor yerine yenileri asılıyor Meral Hanım Yakup Atahana şöyle dedi kentler bir çalışma aracıdır kimisi onu kırmızı ile siyaha boyar kimiside beyaz ile maviye peki en güzel renk nedir diye sordu elinde küçük bir topitop tutan çocuk mavimi yeşilmi beyazmı istanbulda yeni gökdelenler yükselirken şeker ile oynayan çocuk boyacı amca çocuklar en çok hangi rengi seviyorsa o renge boyayın ve bu şehri çocuklara emanet edin eminim onlar büyüklerden daha iyi bakacaklardır ve siz insanlar Altın tahtta sultan olsanız Karun kadar zengin olsanız yinede doymuyor Yolun sonunu görmüyorsunuz diyip gitti
Duygu ve Düşünce
"Ne zaman sokakta bir çocuk sesi duysam hemen pencereye koşup dışarıya bakarım. Acaba hangi çocuk anne ve babasının zincirlerini koparıp buna cesaret etmiş diye merak ederim. Bilgisayar dünyasının oyunlarıyla bezeli sanal âlemleri acaba hangi çocuk aşabilmiş diyerek heyecanlanırım. Acaba hangi çocuk köşedeki simitçi dükkânının önünde sıcak simit sırası bekleyecek, hangi çocuk karşı evin minicik penceresindeki yıllara meydan okumuş dut ağacına salıncağını kuracak diye beklerim. Sonra ansızın bir sesle irkilirim. Bu ya annenin tehditkâr çağırışları ya arabaların o iç yakan fren sesleri ya da bir grup çocuğun ellerinde telefonla çıkardıkları sestir. Usulca penceremi kapatır, perdemi çeker, çocukluğumu özlerim."
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gece Dediğin Şey
Yalnızca göğün kararması değildir. Bazı saatler vardır; sokak lambaları bile yorgun yanar, camlarda yarım kalmış hayatların buğusu birikir, uzaktan geçen bir ambulans sesi şehrin kaburgalarının arasından geçer gibi yankılanır. Ve sonra herkes evine çekildiğinde dünya küçülür. Bir mutfak ışığı kalır sadece bazı pencerelerde. Bir çayın unutulmuş buharı. Masanın üstünde açık bırakılmış bir kitap. Uyumayan insanların sessizliği. Bir de kediler vardır gecede. İnsanlardan daha iyi bilirler bazı şeyleri. Dar sokaklardan ağır ağır geçerler; sanki dünyanın bütün yorgunluğunu görmüş gibi kimseye hesap vermeden yürürler. Bazıları apartman boşluklarında uyur, bazıları yağmurdan kaçarken arabaların altına siner. Ama en çok da kimsenin dönüp bakmadığı kaldırımlarda gururlarını taşırlar. İnsan bazen bir sokak kedisine benzer geceleri.
Şiir
Yorgun Ruhların Gün Doğumu..
Sabahın beşiydi. Şehir henüz tamamen uyanmamıştı ama gecenin de artık gücü kalmamıştı. Gökyüzü, karanlıkla aydınlık arasında sıkışıp kalmış bir insan gibiydi; ne tamamen gitmeye cesareti vardı gecenin, ne de tam anlamıyla doğabiliyordu sabah. Apartmanın çatısında oturuyordu. Ayaklarını aşağı sarkıtmıştı. Elinde sigara vardı ama yakmıyordu. Bazı insanlar sigarayı içmek için değil, yalnızlıklarına bir şekil vermek için tutardı ellerinde. Rüzgâr yüzüne vuruyordu. Aşağıda birkaç sokak lambası hâlâ yanıyordu. Bir sokak köpeği boş caddede ağır ağır yürüyordu. Uzaklardan bir ezan sesi yükseldi sonra. Şehir, uykusundan yavaşça doğruluyordu. Ama onun içindeki gece hâlâ bitmemişti. Çünkü insan bazen sabaha ulaşsa bile karanlıktan çıkamıyordu. Başını gökyüzüne kaldırdı. Bulutlar yavaş hareket ediyordu. Ve o an garip bir şey düşündü: “Dünya milyarlarca yıldır dönüyor… İnsanlar geliyor, gidiyor… Şehirler kuruluyor, yıkılıyor… Ve bütün bunların içinde benim derdim ne kadar küçük…” İnsan bazen kendi acısının küçüklüğünü fark edince daha da üzülüyordu. Çünkü küçücük bir şeyin bile insanın içine bu kadar ağır çökebilmesi korkutucuydu. Telefonu cebinde titreşti.
Duygular
Sokaklardaki garip akımı Avucunun içinde tuttu, yumuşacıktı. Tersini çevirdi. Düğümleri saymak ister gibi elini gezdirdi."  "Sayamazsın dedi, "Ancak dokuyan bilir bir parmaklık mesafeye kaç düğüm sığdırdığını." Zehicanv@Havinbaran· Nar Ağacı Nazan Bekiroğlu Orhan Veli kalemi usta bir marangoz gibi kulağının arkasına koydu bak dedi Melih Cevdete şu işportacının yüzündeki gülümsemeye işportacı rıdvan tüm gücü ile bağırıyordu ver parayı gör Ankarayı diyerek haydarpaşa garının önünde kart karıyordu bir dilim ekmek nelere kadirdi kimi maraton koşucusu gibi zabıtadan kaçıyor derken zabıta çelebi düdüğe öyle bir asıldıki bir dilim ekmek için boğazı düğüm düğüm olan martılar kargalar kaçmaya başladı işportacı rıdvan kaçın ula hödükler martavallar bey ablalar koca abiler diyerek koşmaya başladı ancak zabıta irfan uzun mesafede daha hızlı koşmayı başararak boğazı düğümlenen işportacı rıdvana bileziği takmayı başarmıştı ne büyük başarı Melih Cevdet şiirine bir konu bulmuştu dergide kötü hissettiği zaman kargalar bile göç ediyordu orhan veli işte dedi oktay rıfata aradığımız şiir dili bu sokaktaki adamın en yalın en çıplak halini şiirimize taşıyacağız orhan veli sordu acaba bu insan arkadaşlar huzurun olmadığı sokaklarında kargaların bile yiyecek bulamadığı bir memlekette nasıl yaşayıp var oluyorlar onu melih cevdet cevapladı ekmeğin değerini onu kazanan değil bir dilim ekmek için mücadele eden hapsi göze alıp içerde yatana sormalı garip akımı 3 garip kalem 3 garip şair Kendisine yardım edilemeyen birinin yardıma ihtiyacı da yok demektir. Yaşamaktan sıkıldıysa kimsenin onu engellemeye hakkı olamaz." Kapı Magda Szabo H. Yavuz H. Yavuz Dergi hazırlıklarına son sürat devam eden orhan veli yeni şiir eski sanatın kaybettiği okur kitlesini kazanmaya ve geniş başarı zevki üzerine
Duygu ve Düşünce
HAZİRAN AYINDA ATEŞ YAYINCILIKTAN " AYRILAN YOLLAR KESİŞEN HAYATLAR" İSİMLİ KİTABIM ÇIKACAKTIR. TÜM KİTAPSEVERLERE DUYURULUR. "Ayrılan Yollar Kesişen Hayatlar", emeklilik sonrası boşluğa düşen bir bireyin rutininden başlayarak, İstanbul'un simgeleşmiş mekanlarında filizlenen ve Burgazada'nın huzur dolu atmosferinde bayram havasına dönüşen son derece naif bir yaşam öyküsünü ele alıyor. Metin, karakterin biyolojik saatiyle iş hayatından kalma alışkanlıkları arasındaki sıkışmışlığını betimleyerek okuru samimi bir atmosfere davet ederken, simitçi seslerinden vapur iskelelerine kadar kentin dokusunu başarıyla yansıtıyor. Anlatının en güçlü tarafı, karakterlerin içsel yolculuğunu ve toplumsal değişimleri gündelik detaylar üzerinden büyük bir akıcılıkla işlemesidir. Karakterin Osmanbey ve Elmadağ üzerinden Taksim’e, oradan tramvay ve vapurla Kadıköy’e uzanan rotası, sadece fiziksel bir seyahati değil, aynı zamanda geçmişe duyulan özlemi ve kentin hafızasını temsil ediyor. Hikayenin ilerleyen kısımlarında Monica karakterinin hamilelik müjdesiyle değişen odak noktası, bireysel arayışın yerini köklü bir aile mutluluğuna bırakmasını sağlıyor. Ragıp Bey gibi yan figürlerin sevincine ortak edilen Burgazada poyrazı, metne epik bir huzur katıyor. Sonuç olarak bu eser, kesişen hayatların ve yeniden yeşeren umutların hikayesini, İstanbul'un tarihi silueti eşliğinde ustalıkla sunan, ruhu dinlendiren bir çalışma
Alıntı