Sıkıntıyla kalkıp lambayı söndürdüm. Pencerenin dibine bir sandalye çektim sonra, elimi çeneme koyup dışarıdaki karanlığı seyretmeye başladım. Caddenin köşesinden dönen otomobillerin ışığı yüzümü yalayıp geçiyordu arada bir, apartmanın giriş merdivenleri çukurda kalmasına karşın belli belirsiz aydınlanıp kararıyordu. Orada, ne zamana dek bekledim ve beklerken neler düşündüm bilmiyorum. Artık taşlar bile uyumuştu dışarıda... Kuşlar uyumuştu. İnsanlar sonra, evler, ağaçlar ve teller uyumuştu... Uyumayan yalnızca bendim, bende huzursuz olandı ya da, bende bekleyip bende özleyendi...
Zira, nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar.Kör bir insan için gökkuşağının renkleri, sağır bir insan için kuş sesleri nasıl boşunaysa, bütün bir yürekle algılanamayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur.Ama ne yazık ki, düzgün çarpmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır.