Bir şeyi anımsamak isteyen aynı yerde kalıp anıların kendiliklerinden ona doğru gelmesini beklememeliydi! Anılar bu geniş dünyaya dağılmıştı ve onları bulup saklandıkları yerden çıkarmak için gezmek gerekirdi!
Kitaplar yazan biri için söz konusu ya heptir ya hiçtir (kendisi ve bütün ötekiler için tek bir evren). Oysa, kimseye her şey olma olanağı verilmediğine göre, kitaplar yazan bizler birer hiçiz. Bizler, iyi tanınmayan, kıskanç, sinirli kimseleriz ve ötekilerin ölümünü dileriz. Bu konuda hepimiz eşitizdir.
Çünkü herkes ilgisiz bir evren içinde görülüp işitilmeden yok olup gideceği düşüncesiyle acı çekmektedir. Bu yüzden, daha vakit varken, kendisini sözcüklerden oluşan bir evrene dönüştürmek ister.
Ve bir gün (yakın gelecekte) bütün insanlar birer yazar olarak uyandıklarında, evrensel anlaşmazlık ve sağırlığın günü gelmiş olacaktır.
Ve birden, güzellik denen şeyin, uzun yıllar arasında, farklı yaşta iki kişinin karşılaşmasıyla çakan bir kıvılcımdan başka bir şey olmadığını düşünüyordu. Güzellik, zamanı silip götürüyordu ve zamana karşı bir baş kaldırmaydı.