Dünya malı, sahibine ne olduğunu yansıtır; oysa bana ne olmadığımı öğretiyordu; durmuş, oturmuş ve sürekli değildim ben; çelik üretimi için gerekli de değildim; kısacası ruhum yoktu benim.
Ama her insanın, tüm insanlar olduğunu anladığım gün, Karl’ın hümanistliğinden, bu din adamı hümanistliğinden sıyrıldım. İyileşmek ne kadar hüzün verici bir şey; dil sihrini kaybediyor; bir zamanlar eşitim olan kalem kahramanları, ayrıcalıklı üstünlüklerini kaybetmiş ve sıradan insanlar olmuşlardı; onların matemini iki kere tutuyordum içimde.
Eğer insan ancak kendi karşıtıyla tanımlanıyorsa, ben, et ve kemik olarak tanımlanamazdım ve eğer sevgi ile nefret aynı madalyonun iki yüzüyse ben hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevmiyordum. Güzel bir şeydi bu: Çünkü aynı zamanda hem sevmeyi hem de hoşa gitmeyi isteyemezsiniz. Hoşa gitmeyi ve sevmeyi de sevilmeyi de isteyemezsiniz.
Özgürlüğümü elverişli bir göçüp gitmeye, önemimi de hep beklenen bir ölüme borçluydum. Ne olmuş yani! Bütün kadın kâhinler ölmüşlerdir ve bunu herkes bilir; bütün çocuklar da ölümün aynalarıdır.
Benim kişiliğimde, şu dünyanın hayranlık duyulacak bir ürününü görüyor ve böylece her şeyin ve sefil ölümümüzün bile güzel ve yerinde olduğuna kendini inandırıyordu.