Sesler, bulut kaplamış sükûnete karıştı: ebedi uzamın sükûneti: ve mazide yaşamış nesillerin halkasına sakince bir ruh üfleniyor. Kurşuni alacakaranlığın loşluğunu serip hep yıldız misali şebnemlerini saçarak çöktüğü lakin ada yeşili çayırlara asla bulaşmadığı bir bölge. Anasını sakar adımlarla izliyor, yavrusuna yol gösteren kısrak. Onlar alacakaranlığın hayaleti ama yine de bedenlerinde kâhince bir zarafer var, narin biçimli sağrılar, esnek ve kaslı boyunlar, uysal ve evhamlı bir kafatası. Mahzun hayaletler solup gidiyor: hepsi gitti işte. Agenda dediğin bir issiz memleket, yamaca tüneyen baykuşlarla? yarı kör hüthütlere mesken. Netaim'in altın devri tükenmiş. Ve hayvanların hayaleti bulutlar toplanıp asi gürlemelerle boşanacak. Huuu! Kulak verin! Huuu! Iraklık açısı alnında şimşekler çakıp kaşına akrepler kondurarak sinsi sinsi peşleri sıra gidip kışkırtıyor. Geyikler ve Tibet sığırları, Başan ve Babil'in boğaları, mamutlar ve mastadonlar, hepsi batik denize, Lacus Mortis'e doğru koşturmakta. Kindar meşum burçlar! Bulutların üstünden geçip giderken inliyorlar, kimi boğa, kimi boynuzlu oğlak, fildişinden borular, aslan yeleliler, dev boynuzlular, hortum burunlular ve böcekler, kemirgenler, geviş getirenler ve kalın derililerin uluya inleye dolanmaları, güneşin katilleri.