Adı:
Ulysses
Baskı tarihi:
Ağustos 2019
Sayfa sayısı:
656
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054820917
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kafka Kitap
Baskılar:
Ulysses
Ulysses
Ulysses
Ulysses
Ulysses
Her hayat bir sürü günden oluşur, gün be gün. Kendi içimizde yürüyüp giderken hırsızlara, hayaletlere, canavarlara, ihtiyarlara, delikanlılara, karılarımıza, dullara, âşık kardeşlere denk geliriz ama denk geldiğimiz hep kendi kendimizizdir aslında."

“Yüzyılın en büyük romanı.”

-Anthony Burgess -

Ulysses tek bir günü anlatır. Yahudi reklamcı Leopold Bloom ile öğrenci Stephen Dedalus’un 16 Haziran 1904’te Dublin’de gündelik işlere koşturmalarının romanıdır.

Ancak bu basit noktadan başlayarak, James Joyce olağanüstü derinlikte, zengin bir anlatı örer. Herkesin malumudur, Homeros’un Odyssea destanı Ulysses ismiyle Dublin’e taşınmıştır bu romanda, ama bu taşınmaya binbir çeşit biçem alıştırması, teknik, söz oyunu, onlarca dil, binlerce kültürel referans, gerçek ya da hayali kitaplardan yapılmış sayısız alıntı da eşlik eder. Ve bilinç akışının gürül gürül çağlamasıyla biter Ulysses.

İlk baskısı Joyce’un doğum gününde, 2 Şubat 1922’de Paris’te Shakespeare & Co. kitabevi tarafından yapılan ve sansür nedeniyle ABD’de ancak 1934’te, İngiltere’deyse 1936’da yayınlanabilen Ulysses’i, Talât Sait Halman Çeviri Ödülü sahibi Fuat Sevimay’ın çevirisiyle sunuyoruz.
841 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
“TAK TAK TAK…!
İncelemeyi tıklattım açtım girdim!
Gece sessiz… Aaa… tren gidiyor. İstasyon yakın Çufçufçuf! Dıııııtttt! Dur bakalım gökyüzüne hava açık mı? Hay Allah! Bacağım masaya çarptı. Morarır şimdi. Eyvah! Kardeşim uyandı.
--Abla yatıp zıbarır mısın artık?
--Derya kes çeneni işim var sen uyu… “
Diye girdim incelemeye, şimdi biraz ciddiyet.

Neden böyle girdim? Çünkü kitap bu şekilde ilerlemekte genel olarak. James Bey çok farklı bir yazım kullandığı için, çevirisi baya zor olmuş başyapıtımızın. Hatta örnek veriyorum bunu aceba hangi kafa ile nasıl çevirdi?:
“ Fifofom. Buynuma biy İylandalıyın kan kokusuy geliyoy.”(sayfa 75-YKY)
Yorumsuz kaldım. Devam edelim

James Joyce ile tanışma kitabımdı. Yanlış bir seçim oldu. Siz ilk bu eserden başlamayın. Ama pişman olmadım. Ön hazırlık yapıp gelmiştim. Nedir bu ön hazırlık?
Baya abartanlar var ama bence yapılması gereken ilk başta Kitabı Mukaddes hakkında bilgi edinilmeli, Odysseia ve Hamlet okunmalı. Bunlar yeterli mi? Hayır değil ancak ben şöyle düşünüyorum:
Az bilgi ile bu kitap okunup daha sonra okunması gereken kitaplar okunup, araştırılması gereken tüm bilgiler toplanıp, tekrardan okunmalı ki ben, çocukken okuduğum klasikler dışında, başka bir kitabı ikinci kez okumam. Sıkılıyorum çünkü. Ama Ulysses’i ikinci kez okuyacağım. Okunmalı ki tam olarak oturtulabilsin. Peki böyle yapılsa da tamamen anlaşılabilir mi ki? Hayır sanmam. Nitekim buyrunuz kitapla ilgili bazı sözler:
Umberto Eco, Ulysses’i ilk defa okumasını “zahmetli” sözcüğü ile tarif ederek, kitabın zor okunduğundan bahsediyor. Ayrıca Eco, Ulysses hakkındaki ilk düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Kitabın ilk, zahmetli okumasından sonra, aradan fazla zaman geçmeden hemen söyleyelim, Ulysses bir sanat eseri değil. Joyce romanın uygulamalarında bir tür psikolojik ve stilistik noktacılık uygulamış ama bir türlü senteze ulaşamamış…”
Virginia Woolf: “Bazı bölümleri yeniden okumalıyım. Belki de eserin nihai güzelliğini asla çağdaşları yakalayamıyor; ama bence çağdaşları şaşırtmak gerek; ve şaşıran ben değildim.”
http://www.edebiyathaber.net/...r-javanshir-gadimov/
Yani dostlar, anlamaya çok fazla çalışmayın., yapılamaz zaten. Yazarın kendisi de bunu dile getirmiş:
"Profesörlerin üzerine tartışacakları, gerçekten ne demek istediğimi anlamaya çalışacakları birçok muamma yarattım, zaten bu da ölümsüz olmanın tek yolu"

İçeriğe birazcık değinirsem;
Kitap bilinç akışı tekniği ile yazılmış. Ben bu tekniği bilmem öyle diyorlar ama. Benim bildiğim ise bilinci hapseden bir kitap olduğu. Uykusuz gecelerim oldu sayesinde düşünmekten.

Birçok isim var kitapta, yüzlerce hatta. Ama oturmuş iki karakter var: Stephan ve Blomm. Neyse ki her yerde varlar, yoksa kafayı yememek elde değil. Ayrıca tekrar benim girişe dönersek;
Mahallenin delisi diye adlandırılan insanlar vardır ya hani, kitap sanki o şekilde yazılmış. Akıldan ne geçiyorsa cümle, sözcük hatta ses yazılmış ve aktarılmış. En büyük hata ise benim için; İtalyanca cümle ve kelimelerin çevrilmemiş olması. Bu çok can sıkıcı. Neyse ki İtalya sempatim olduğu için es geçiyorum.

Konulara gelirsek neler neler yok ki: Aşk, ölüm, mahkeme, müzik, şarkılar hatta notalar, gösteri, şiir vs. vs.
Bölümler halindeki eserde her bölümde ayrı bir tat var. Bazı bölümlerde kahkaha atarken, bazı bölümler bitsin artık diye ilerledi.

Kitapta müstehcen yerler var evet, ama beni çok rahatsız etmedi. Kitap ilk yazıldığında bazılarını çok rahatsız etmiş. Yeri gelmiş yasaklanmış, yeri gelmiş yakılmış. Tabiki bu sadece müstehcenlikten değil. Dinle dalga geçilip, hakaret edildiği gerekçesiyle yapılmış bunlar. Neyse ki sonradan tekrar kazandırılmış bizlere.

Ekleyeceklerim arasına; Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar ile benzerlikleri olduğunu, hatta Joyce’den etkilendiği bile söylenmekte diye de ekliyorum.

Kardeşim mışıl mışıl uyurken sıra benim uyumama geliyor dostlarım. yeri gelmişken bu esere ek tam da o etkide aynı gruptan iki parçayı da bırakıyorum. Sağlıcakla kalınız.
https://www.youtube.com/watch?v=0fsLJPxguWU
https://www.youtube.com/watch?v=KVyWc7pab34
NOT: Bu incelemeyi gece 01:30'dan sonra yazdığım için böyle yoksa şu anda yazmadım. Henüz o kadar delirmedim:)
844 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
"KİMMİŞ BU SARI ÇİZMELİ MEMEDAAA?"

Joyce.. İrlandalı yazar.
Altı yaşından itibaren Cizvit okulunda yetişmesine rağmen, onlar tarafından kabul görmeyen kitapların ateşli okuyucusu.
Yoksullukla iç içe yaşayan on kardeşin en büyüğü.
Yazar olabileceğini çevresine kanıtlamak için verdiği uzun uğraşların sonunda Ulysses 'i yazıyor ve diyor ki ;

"İÇİNE O KADAR ÇOK BİLMECE, BULMACA VE ZEKA OYUNU KOYDUM Kİ PROFESÖRLER YÜZYILLARCA NE DEMEK İSTEDİĞİMİ TARTIŞACAKLAR. İNSANIN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ GARANTİLEMESİNİN TEK YOLU DA BUDUR."

İşte böyle bir kitaba inceleme yazmak ne kadar mümkünse o kadar. :)

Yedi yılda yazımı tamamlanan ama sadece on yedi saati anlatan 841 sayfa.
Joyce 'un beynindeki mekanizmanın hayret uyandıracak derecede net bir aynası sanki. 19. yüzyılı kapatan eser olarak biliniyor.
Çok duru bir dili yok, bunun sebebi ; karmaşık çalışma yöntemi, okunaksız el yazısından dolayı çıkan problemler ve göz sağlığı bozulduğu için gerekli düzenlemelerin yapılamaması olarak gösteriliyor.
Eserde sadece (!) 5000 'i aşkın düzeltme yapılabilmiş. O kadarcık. :)

Ulysses kelime anlamı olarak Odysseia' nın latincesi. On sekiz bölümden oluşuyor ve hemen hemen her bölümde farklı teknik, anlatım, renk ve semboller görmek mümkün.

Mesela benim en sevdiğim kısım olan 18. bölüm, Bloom 'un karısı Molly' nin dilinden anlatılıyor. On beşinci bölümde anlatıcı yokken, üçüncü bölümde anlatıcı Stephen 'ın iç sesi. Geri kalan bölümlerin çoğunda bilinmeyen bir anlatıcıdan dinliyoruz Ulysses' i.

Ana karakterler, Stephen ve Bloom. Kitap, daha çok, on bir günlük oğlunu kaybeden Bloom 'un bir gününü anlatıyor gibi görünse de sembolik babasını arayan Stephen, çok önemli bir karakter.
Kitapta aldatma olgusu çok yoğun işleniyor. Oyunlu, müstehcen ve mizahlı 800 küsür sayfa söz konusu. Okuduğunuzu her yöne çekip bir cümleye onlarca anlam vermeniz mümkün.

Hatta kitabın uzunca bir bölümünde röportaj romana örnek bile var. Kurgu soru - cevap şeklinde ilerliyor ki ben bu türün örneğini ilk defa okudum.
Bloom 'un şahsında (kendisi aslen Yahudi, sonradan Katolik olan biridir) tüm dini değerleri pek acımasız ve alaycı bir şekilde yargılıyor.

Fransız eleştirmen Larbaurd' un Ulysses yayınlanmadan yaptığı konuşmada ;
"Her bölüm belirli bir sanat ve bilimle ilgilidir, belirli simgeler içerir, insan vücudunun belirli bir organını temsil eder, belirli bir renge ve tekniğe sahiptir ve belirli bir zamanda geçer."
demesine rağmen, Joyce 'un bu planı hiç uygulanmadığı ve değiştirerek yayımladığı söyleniyor.

Hasıl - ı kelam, Nevzat Erkman çevirisi yaklaşık üç haftadır zaman zaman güldürüp zaman zaman beynimi yaksa da hala düşünmüyor değilim ; JOYCE NE YAZDI Kİ SÜZME AŞURE OLARAK ÇEVRİLDİ diye. Süzme yoğurdu bile anlarım ama süzme aşure çeviride son nokta. :)

Küfürlü dili, bilinç akışı tekniği ve çözülemeyen taraflarıyla Ulysses, birkaç kere yasaklanmış ve yakılmış olsa da, bir baş yapıt olarak kabul görüyor.
Kaldı ki Ulysses 'i okumak, bütün o bilmeceleri çözmek ya da çözmeye çalışmak değil bence. Joyce' un duruşunu, kaleminin tavrını anlamak ve payımıza düşeni almak, ikinci ya da üçüncü okuyuşta daha da kolaylaştıracaktır her şeyi.

Bir ara Thomas Bernhard ve hatta Vüs'at Bener tarzı cümleler bile görsem, Mulligan 'ın dediği gibi ;

"Yalnızca fikirleri ve hisleri hatırlarım."

Keyifli okumalar.. :)
844 syf.
·72 günde·Beğendi·10/10
Benim için 72 gün süren okuma macerasının adıdır Ulysses. Bu kitabı okuyacaklar diğer tüm okudukları kitapları hafızasından silsin çünkü karşılaşacakları şey bir roman, bir edebiyat eseri değil sadece bir macera. Peki ben bunları yazarak ne demek istiyorum, hadi başlayalım şu incelemeye.

Ulysses, daha ilk başlangıçtan son noktaya kadar okuru bir maceradan başka bir maceraya sürükleyen, kimi zaman dalgadan dalgaya savuran, kimi zaman çölleri geçirtip susuz bırakan, kimi zaman karşına Çin Seddi çıkaran ve kimi zamanda zifri karanlık dehlizlerde okuru tek başına bırakan roman, destan, efsane, türüne artık her ne derseniz o olan kitap.

Siz bir yazarın kendini ölümsüz kılmak için anlaşılmaz kıldığına şahit oldunuz mu? Joyce kitabı için "İçine o kadar çok bilmece-bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur” der. Bu kitap, ölümsüzlüğün destanıdır, taklit edilmesi imkansız, ne anlattığından çok nasıl anlattığına odaklı bir şaheser.

Peki gerçekten Ulysses ne anlatıyor? El cevap: Hiçbir şey. Hiçbir şey anlatmayan kitap mı olur sorunuzu işitebiliyor kulaklarım. Cidden hiçbir şey anlatmıyor Ulysses, daha doğrusu böyle bir derdi yok. Anlattığı Dublin'de geçen 24 saattir. Ana karakterleri Stephan Dedalus, Leopold Bloom ve daha bir sürü yan karakter. Joyce, 22 yaşında yazdığı ilk kitabı olan Dublinliler'de yer alan hikayelerinde neyi anlattığından çok nasıl anlattığına odaklanıp alayına isyan bayrağını çekmişti. Ulysses de ise bu alayına isyan bayrağını adeta Everest tepesine dikmiş.

Peki sorumuzu farklılaştıralım biraz. Nasıl anlatmış? Ulysses toplam 18 bölümden oluşur ve her bölümde farklı bir anlatım tekniğiyle okuru buluşturur. Bir bölümde yer yer hikayeleştirme yer yer bilinç akışına başvurur; tabii ki anlatım birbiriyle iç içe geçmiştir, nerede bilinç akışı nerede gerçek hikaye anlamanız hemen mümkün olmayabiliyor. Bir bölümde 180 sayfalık sergilenmesi imkansız bir tiyatro oyunu metniyle karşılaşırsınız, bir bölümde boydan boya diyalog, çok sayıda karakter ve yer ismiyle. Bir bölümde soru cevap kısımlı bir anlatım sizi karşılarken bir bölüm noktalama kuralları uyumlu bir bilinç akışı metniyle sizi selamlar. Ve final, belki de kitabın en çarpıcı kısmı; Leopold Bloom'un eşinin ağzından, nokta ve virgülün olmadığı, cümlenin başının ve sonunun yer almadığın tamamen bilinç akışından oluşan ve yer yer müstehcen bir dili barındıran 45 sayfalık bir bölüm.

Peki bu kitabı nasıl okumalıyız? Bence bu kitabı okumak için iki türlü yol izlenebilir. Birincisi ve benim yaptığım: Evde, kafanız sakinken bölüm bölüm okunup, bu kitabı okumak için bir ön çalışma yapmayıp daha önceki okuduğunuz kitaplardan gelen edebi birikime güvenip bodoslama dalmak. İkincisi ise Dünya ve Türk edebiyatının önemli bilinç akışı türünde yazılmış eserlerini, Shakespeare'in tüm eserlerini ve son olarak da Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarını okuyup sonrasında Nevzat Erkmen'in YKY baskısından hem Ulysses'i hem de Ulysses Sözlüğü'nü birlikte okuyarak bir çalışma yapılabilir. Fakat hangi tür okuma yapılırsa yapılsın Ulysses anlaşılması neredeyse imkansız bir eser. Bu nedenle onu okurken anlamaya çalışmak yerine bizlere gösterdiği anlatım tekniklerinin keyfine varmak gerek diye düşünüyorum. Ulysses nasıl okunur diye bunun hakkında yazılan bir makaleyi de şuraya iliştireyim: https://t24.com.tr/...n-olarak-anlamak,114

Ben kitabı ne yazık ki YKY'nin Kazım Taşkent serisinden Nevzat Erkmen çevirisinden okudum. Ne yazık ki diyorum çünkü güzel kitap adeta Erkmen'in yüksek egosuna kurban gitmiş. Nasıl mı? Sadece daha ilk birkaç bölümde şu kelimelere maruz kalıyorsunuz: Imızganma, kıya, uruk, hurufat, kokoroz, deprenen, muttasıl, kavza, meddücezrin, çalak, kırınmak, berkitme, karmanyolacı, silahendazı, kiplik, direysel, kavkılar, istinga etmek, eştözlü (hepsini yazmadım, bunların haricinde bir sürü daha böyle kelime var). Yetmiyor kendisi bazı bölümlerde Türkçe yerel ağız kullanıyor, bir bakıyorsunuz koskoca bir bölümü (14. bölüm) ağdalı bir dille yazıyor. Şöyle bölüm başlangıcı mı olur arkadaş: "Kendilerine akıl ihsan olunmuş faniler içün en menfaatbahş fraz edilen mevzuların kaffesine müteallik ol allameler bu doktrinler arasında insan zihninde en muteber mevkii işgal etmesi iktiza etmesi hasebiyle biteviye seyrederler ve ittifakı umumiyeyle beyan eylerler kim diğer şerait musavi oldukta bir milletin ikbali eksikliği azim bir şer bereket kim mevcudiyeti velut tabiatin en nafiz bir nimeti olan tenasülün idamesine verdiği ehemmiyetin tekamülü nisbetinden gayri hiçbir harici ihtişamla tesirli bir şekilde beyan edilemez ve alemşümul...."

Demem o ki Nevzat Erkmen'in çevirisi sonrasında bu kitap benim için bitmedi. Bir de Norgunk Yayınları'nın Armağan Ekici çevirisi var onu da satın aldım, kısmetse Mayıs ayında okumaya başlayacağım. Zirveye tekrar tırmanmayı düşünüyorum ve site içi bir "Ulysses" etkinliğiyle bunu taçlandırmak istiyorum. Son olarak gelin beraber olsun diyerek bu zorlu kitabın hep birlikte altından kalkmayı öneriyorum.

Ulysses, her edebiyat bağımlısının hayatında mutlaka en az bir kez okuması gereken bir kitap. Lütfen okuyun.

Not: Günler sonra gelen düzenleme. Armağan Ekici çevirisiyle bu çevirinin karşılaştırmasını okumak isteyenler, #46203648 iletisinin altındaki yorumlara bakabilirler. 18 Bölümün de giriş kısımlarının karşılaştırmaları mevcuttur.
750 syf.
·Beğendi·10/10
Bu güzel kitabı kütüphaneme eklemeden önce, yapmış olduğum ufak ön araştırmalar ile okunacak en iyi temel eserler arasında olduğunu öğrendikten sonra almaya karar verdim. Yazarımız James Joyce'un 1904 yılında kaleme aldığı eseri, Nevzat Erkmen’in katkıları ile dilimize çevrilmiştir ve 850 sayfaya yakın bir kitap ortaya çıkmıştır. Joyce, 1914-1921 yıllarında Dublin'de vuku bulan iç karışıklık ve ayaklanmalardan dolayı, kitabın yayımlanabilmesi için Fransa’da bulunan bir kitabevi ile anlaşarak taslakları onlara teslim etmiştir. Her zaman ki gibi, kendi dilleri dışında bir başka yabancı dile sıcak bakmayan milliyetçi Fransız dizgicilerin iyi derece İngilizceye hâkim olmamalarından ve Joyce'un el yazması taslaklarının neredeyse okunaksız olmasından dolayı, kitap o zaman diliminde üzerinde birçok dizgi hataları ile 1922’de basılarak yayımlanmıştır. Yazarın tüm bu hataları fark ederek düzeltme gayreti, gözlerinde yaşamakta olduğu rahatsızlığı sebebiyle boşa çıkmıştır ve kendisi de vazgeçmek zorunda kalmıştır. James Joyce’in ünlü romanı Ulysses’in yayınlanması ile birlikte, çığır açan bir bilinç akışı olmuştur ve kitap, cinsel konulu içeriği ile çok tanınan edebi bir esere dönüşmüştür. Birçok eleştirmen, eseri şimdiye kadar yazılan en iyi romanlardan biri olarak da övmekten geri kalmamıştır diyebilirim. Joyce, 1934’te ABD’de ve 1936’da İngiltere’de dönüm noktası davaları kazanana kadar Ulysses müstehcen olduğu gerekçesi ile yasaklandı.

Ulysses'in üç ana karakteri vardır: Leopold Bloom, Molly Bloom ve Stephen Dedalus. Orta yaşlı Leopold Bloom reklamcı olarak çalışır. Kendisi Yahudi’dir ve Molly Bloom'la evlidir. Stephen Dedalus, Genç Adam olarak Sanatçının Portresi'nde ana karakter olan bir öğretmen ve hevesli, istekli bir yazıdır.

“Senin kalbine dokunuyor belki de iki seksen uzanıp ayaklarını papatyalara dayamış adamcağıza ne faydası var? Ona dokunması zor biraz. Duyguların makamı. Kırık kalp. Epi topu bir pompa, her gün binlerce galon kan pompalıyor. Günlerden bir gün arıza yapıveriyor, al bakalım, kendini burada buluyorsun. Etrafımızda bir sürüsü gömülü duruyor: akciğerler, kalpler, karaciğerler. Eskimiş, paslı pompalar: başka hiçbir şey değil valla. Kıyamet ve hayat. Öldün mü ölüyorsun. Şu ahiret günü inancı. Hepsini mezarlarından çekip çıkaracaklarmış. Lazar, dışarı gel! Lazar da dışarı geldi ve korundular. Ayaklanın! Ahiret günü! Sonra bütün millet kendi karaciğerini, akciğerlerini ve diğer sakatatını aramaya başlayacak. Zor bulursun bütün parçalarını o sabah.” s.107.

Joyce Ulysses ve Homer Odyssey arasında bir dizi paralellik yaratır. Ulysses, Homer'in epik şiirinin kahramanı Odysseus'un Latince versiyonudur. Odysseus ve Leopold Bloom, Penelope ve Mary Bloom karakterleri ile Telemachus ve Stephen Dedalus'un karakterleri arasında bir dizi benzerlikler vardır. Kısacası Ulysses adlı bu güzel eser ile 16 Haziran 1904 tarihinin sabah 8'inden, akşam saat 3'üne kadar eşi Nora Barnacle ile ilk defa buluşacağı Dublin'de bir yerden bir yere giderken Leopold Bloom'a eşlik edeceğiz. Tarihte bugün, James Joyce'un yıllık “Bloomsday Festivali” olarak bilinir ve Dublin dâhil, dünyanın her yerinde kutlanır.

"Tüm bu sefil tartışmalar, naçizane kanaatince, tüm bu düşmanlık tohumu ekmeler, -artık insan kafasındaki hırçınlık çıkıntısı yüzünden midir yoksa bir bezenin salgısı mıdır o tarafını bilemiyordu fakat bunların falanca şeref meselesinin ıncığının cıncığından ya da vatan millet bayrak meselelerinden çıktığını sananlar yanılıyordu- hepsinin dönüp dolaşıp bağlandığı yer yine para meselesiydi her şeyin arkasında bu vardı, açgözlülük ve tamah vardı, insanlar hiç nerde durmaları gerektiğini bilmiyorlardı." s.617.

Ulysses adlı eserimiz kısa bir yapıt değildir ve üç kısma ayrılmaktadır: Telemachiad, Odyssey ve Nostos. Roman ayrıca on sekiz bölüme ayrılmıştır ve bölüm başlıkları bile neredeyse çözülemeyecek kadar uzundur. Her bölümün başlığı Homer'ın Odyssey'deki bir karakter veya olaydan gelmektedir. Birçok bölüm başlıklarında ayrıca bir vücut organı, sanat, renk, sembol ve edebi teknik bulunmaktadır. Ek olarak, bilinç akışı tekniği Ulysses'i okuması zor bir yapıt yapar. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, o zaman diliminde çevirisinde yazarın kaleminden çıkan birçok yeni kelimelerin varlığı ve bu kelimeleri dilimize çevrilmesinde uygun kelime bulunmakta zorlanılması da, eserin okur tarafından okunma ve idrak sürecini çok daha da uzattığı görülmektedir. Ayrıca roman punta, parodi ve aldatmacalarla doludur.

“İçine o kadar çok bilmece-bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur,”

"Takip eden tartışma kapsamı ve gidişatıyla hayat macerasının bir özeti gibiydi. Ne mekânın ne de meclisin vakarında bir noksan vardı. Tartışmacılar memleketin en keskin zekâlılarıydı, ele aldıkları konu da konuların en yücesi ve en hayati olanıydı." s.400.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
750 syf.
·44 günde·Beğendi·10/10
#43529206 Başlattığım etkinlik vasıtasıyla yeniden okumaya başladığım bu güzelim romanı kendi kendime bayram hediyesi olarak verip tam 44 günde bitirdim.

YKY Baskısının Nevzat Erkmen çevirisinden çıktıktan sonra Norgunk baskısının Armağan Ekici çevirisiyle adeta oh be dünya varmış diyorsunuz. İki çeviri arasındaki farkları merak eden okurlar, #46203648 ileti altındaki yorumlarda her iki çevirinin de metin karşılaştırmalarını bulabilirler. (Giriş bölümleri olduğu için çevirileri tam anlamıyla kıyaslamak pek kolay olmasa da özellikle Nevzat Erkmen çevirisindeki bazı kelime seçimlerinden nasıl zorlu bir çeviri olduğu anlaşılabilir.)

Gelelim güzeller güzeli kitabımıza. Romanı, ikinci kez okuyuşla bir kez daha hayran kaldım. Fuat Sevimay çevirisi de basılsın, onu da ilk fırsatta alır ve okurum bana mısın demeden. Bu kitabı okumayanlar ve okumayı düşünenler için söylüyorum; Joyce'un şaheserinin bir eşi benzeri daha yok. Kitap 3 ana bölümden ve 18 alt bölümden oluşur. Okur, her bir bölümde farklı bir anlatım biçimiyle karşılaşır. Joyce, kitabında anlatacaklarından çok nasıl anlatacağına odaklanmış ve başka hiçbir kitapta yapılmadığı kadar çeşitli biçim denemelerinde bulunmuştur. Biçim denemeleri diyorum çünkü gerçekten bu kitabın bölümleri, okuru yorma, zorlama, aklıyla alay etme ve yazarın da kendiyle alay etme deneylerinin yapıldığı bir tür laboratuvar sahası. (Ne demek istediğimi anlamak için #46203648 ileti çeviri karşılaştırmalarına bakabilirsiniz)

Tamam anladık, anlatım biçimlerine odaklanmış da bu adam hiç mi bir şey anlatmamış deyişinizi duyabiliyor kulaklarım. Anlatmış, anlatmış ama hep satır aralarında. Hem de çok şey anlatmış fakat anlattıklarına odaklanmaya kalkarsanız kitap sizi çiğ çiğ yer, kemiğinizi sıyırır atar. Çünkü o kadar çok şeye atıfta bulunuyor ve söylemleri o kadar çok konuya, türe bulaşıyor ki anlattıklarının tam anlamıyla hakkını vermek isterseniz ömrünüz yeter mi açıkçası bilemem. Kitabı iki kez okumanın verdiği deneyimle bunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki ne anlattığından çok nasıl anlattığına odaklanıp, işin keyfini çıkarmayı ve bu romanı bir tür serüven olarak görüp lezzetine varmayı herkese tavsiye ederim. Yine de ne anlattığından biraz bahsedip merakı gidereyim: Kapitalizmden, Anti-Semitizme, İrlanda milliyetçisinden, Britanya Krallığı'na ve daha bilimum kesime itinayla laf sokar Joyce. Hadi bir alıntıyla konuyu detaylandıralım:

BLOOM

(Heyecanla.) Bu uçan Hollandalılar mı desem yalan Hollandalılar mı desem, kapitoneyle kaplanmış mabadlarının üzerinde yayılıp barbut atarken hangi hesapların peşindedirler? Sloganları makina, hezeyanları makina, panzehirleri makina. İşçilikten tasarruf eden bu aparatlar, ayak kaydırıcılar, heyulalar, müşterek mahvımız olacak olan bu menfur mamuller, pazara düşmüş emeğimize hallenen kapitalist ihtiraslar sürüsünün ürettiği korkunç karakoncoloslar. Fakirler açlıktan ölürken onlar o krallara layık dağ aygırlarını besliyorlar yahut paragözlüklerinin pervasızca pompalanmış patırtısına kendilerini kaptırarak külünlerle seklikleri vuruyorlar. Amma onların sürdüğüü salltanatııın sonuu geldi artıık, ebedlerrrebedi verebediyyen...

Efendim, Joyce için anlaşılmaz diyorlar, Ulysses çok acı bir kitapmış, okursak cıss olurmuşuz, bir arkadaşımdan duydum çok fenaymış çok diye aklından düşünceler geçen arkadaşlara sözüm: "Korkmayın yemeyecek sizi amcası."

Efendim, bu kitap hazırlık yapılmadan okunmazmış, Shakespeare'in tüm eserlerini okuyacakmışız, yetmedi üzerine İncil, Tevrat okuyacakmışız, o da yetmezmiş İrlanda tarihi, Britanya tarihi okuyacakmışız, daha da yetmezmiş bir de üzerine Anti-Semitizm tarihi okuyacakmışız falan da filan, liste uzar gider... Canlar, böyle yapmayı düşünen arkadaşlar için söylemim; ömrünüz yetmez boşuna uğraşmayın olur. Ben bunlara bulaşmadan, tamamen kendi edebi birikimimle bu kitaba iki kez giriştim ve her ikisinden de sağ salim çıktım.

Bu kitapla ilgili illa bir hazırlık yapmak istiyorsanız öncelikle bilinç akışı tekniği için Tutunamayanlar, daha sonrasında da Joyce edebiyatı için James Joyce - Hayatı ve Eserleri kitabını okuyun. Fakat şunu yılmadan usanmadan söylemeye devam edeceğim: Bu kitabı ertelemeyin, ertelemeyin, yine söylüyorum ertelemeyin, erteleme..., erte...

Bu roman, kendini nitelikli okur olma yolunda gören herkesin mutlaka hayatında en az bir kez -%100 değil %1500- okuması gereken bir eser. Bu arada kitabı Nevzat Erkmen çevirisi sayesinde yarım bırakan arkadaşlara da söylüyorum, her ne kadar baskısı tükenmiş olsa da nadirkitap.com'dan bulabilirler, bu kitabı lütfen bir de Armağan Ekici çevirisinden okumayı denesinler.

Kitap vakti zamanında müstehcenlik nedeniyle yasaklanmış. İçeriğindeki müstehcenlik bugünün modası yeraltı edebiyatının yakınından uzağından geçemez ama ben yine de uyarayım, özellikle 18. bölümde ciddi manada müstehcen ifadeler mevcut; bu konuda hassas olan bünyelere duyurulur.

Son olarak, kolay okunabilir kitapları okumaktan zevk alan, popüler edebiyat hayranı, bir arkadaşım önerdi çok güzel kitapmış, ay ben Kürk Mantolu Madonna'yla kahve keyfi fotoğrafı çekilecektim diyen arkadaşları pistten alalım. Mümkünse kitabı gördükleri yerden kaçarak uzaklaşsınlar.

Bir etkinliği daha kendi adıma tamamlamış olmaktan dolayı bu bayram gününde yaşadığım sevinç, mutluluk, huzur gibi duygularla bünyem ahenkle horon tepiyor ve daha on ay sürecek Ulysses etkinliğimize ( #43529206) hararetle sizleri bekliyoruz.

Bu incelemeye bitmeyen son yapmışlar arkadaşlar. En en son olarak, ben 8 Haziran itibariyle bir çılgınlığa imza atıyor ve dükkanı birkaç aylığına kapatıyorum. Dedim ki Ulysses'i iki kez okumak kesmedi, bir de Joyce'un 17 senede yazdığı Finnegan Uyanması eseri varmış, 8 Hazirandan itibaren başlayarak yeni bir etkinlikle hem ona #46060836 hem de sitemizin kıymetli okurlarından Oğuz Aktürk 'ün Marcel Proust- Kayıp Zamanları İzinde Serisi'nin #38543676 etkinliğine katılım göstereceğim. Eş zamanlı olarak hem Proust'un 7 kitabını, hem de Finnegan Wakes'i okuyacağım. Her iki etkinlik için de dünya edebiyatının bu zor ve güzel eserlerinin altından hep birlikte kalkmak için katılmak isteyen arkadaşları dört gözle bekliyoruz.

Ne diyoruz canlar, "Yansın geceler, Joyce'lu, Proust'lu gündüzler. Her daim okumakla kalın.
841 syf.
·79 günde·Beğendi·10/10
Fazlasıyla eğlenceli bulduğum bir eser oldu ulysses..evet zorlandığım baya bir ter akıttığım bölümler oldu sonuçta sizden istediği ön hazırlıklar hiçte azımsanacak şeyler değil. Nedir bunlar 1. Odysseia 2. Shakespeare'ın hayatı ve hakkında çıkmış rivayetler 3. Shakespeare'ın tüm eserlerini okumuş özümsemiş analizini yapmış olmanız 4. İrlanda'nın İngiltere ile mücadele tarihi 5. Hristiyanlık tarihi 6. Ve tabiki mitoloji..Ben bunların hepsini yaladım yuttum mu tabiki hayır onun yerine okurken elimde cep telefonum sürekli internetten araştırmalar yaptım bu da kitabı okuma hızımı düşürdü dolayısıyla. Ya önden hazırlığınızı yapacaksınız ya da okurken araştırmanızı yoksa kitabı okumanız anlamsız oluyor. Kitabın Nevzat Erkman tarafından yayınlanmış bir sözlüğü bulunduğunu da ekleyim..Kitap 18 bölümden oluşuyor ve her bölüm farklı bir üslupla yazılmış. Örneğin son bölüm Molly'nin monoloğundan oluşuyor başka bir bölüm tümüyle röportaj tekniğiyle yazılmış. Bunların dışında fantasik öğelerin bulunduğu gerçekle bilinçaltının karıştığı bir bölüm ve olay örgüsü yerine sırf detaylardan oluşan bir başka bölüm barındırıyor kitap..Bazı bölümler sizi çok zorlarken bazıları gayet rahat akıcı bir şekilde okunabiliyor. Aslında James Joyce sizin nerelerde zorlandığınızı kafanızın nerelerde karıştığını gayet iyi biliyor ve bunlarla dalgasını geçiyor. Beni en çok zorlayan durumlardan biri kitabın birden çok anlatıcısı olması ve bazı yerlerde anlatıcının kim olduğunu çıkarmada kafa karışıklığı yaşamam oldu. Yazar son bölümlere doğru bu konuyla ilgili sizinle baya eğleniyor :) Kitapta geçen isimleri de atlamamak lazım herhalde toplansa binin üstünde çıkar. Yazar bunun da tadını çıkarıp bir yerden sonra fazlasıyla sallama ve eğlenceli isimler türetiyor..Sonuç itibariyle ben tüm zorluğuna rağmen ( kesinlikle sizden talepleri olan bir eser ) kitabı sevdim. Kitapla ilgili okuduğum analizlerden birinde dediği gibi kitaptaki her bir göndermeyi anlayacağım diye kasmanıza gerek yok biraz kendinizi rahat bırakın ve kitaptan alabildiğinizi alın alamadığınızı da zamana bırakın belki bir başka okumamızda ( evet bu kitap birden fazla okunmalı ) o mertebeye de ulaşırız :)
750 syf.
Bazı kitaplar için farklı yaşlarda ya da durumlarda okunduğunda farklı tatlar verir,değişik duygu yoğunlukları yaşatır derler ama Ulysses için her okuduğumda ancak yeni bir bölümünü daha iyi anlamlandırabildim diyebilirim. Kitabı evet evet evet nidalarıyla bitirdim, bir daha bu denli zorlayıcı bir kitapla karşılaşır mıyım(?) bilemiyorum. Kitabın başında daha önce karşılaştığım(Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi) Stephan’ı görünce kitabın ana değişkenini bu karakterin belirleyeceğini düşünmüştüm ama Joyce modern bir destan olarak kurguladığı ve Odysseus’nın yolculuğuna paralel bir şekilde ilerleyen Bloom gibi bir karakter armağan ediyor edebiyata. Gerek bilinç akışının en iyi örneği olması gerekse kullandığı tekniklerle(bir bölümde geçen olayları anlatmak yerine soru cevap olarak ilerletmesi, farklı yüzyıllardaki yazma tekniğini kullanması ki akılıma Tutunamayanlarda yer alan rubailer,nesirler geldi) daha değerli bir hale geliyor Ulysses. Kitaptaki göndermelere; Hristiyanlık tarihi ve ritüelleri, Britanya tarihi, mitoloji, Shakespeare külliyatı.Bu konulara hakim olmadan kitabı okumak hem zorlayıcı hem de kitabın havada kalmasına neden oluyor. Daha önceki yorumda denildiği gibi Ulysses Sözlüğüyle eş güdümlü okunduğunda kitap daha anlamlı hale geliyor.
750 syf.
·Puan vermedi
Okudum,okumayı denedim,son sayfaya kadar inat ettim.Kitabı bitirince okuduğum kitaplar listesine ekledim.Ama anladım mı ? Hayır..İlginç,katmanlı,bir gün içinde geçen bir roman.Birçok gönderme,alt metin var.Geçen yıl Nevzat Erkmen'in Ulysses Sözlüğü'nü aldım.Her iki kitap ta kitaplığımda yanyana duruyor.Ama ben hala cesaret edip tekrar okumaya başlayamadım.Önümüzdeki bir yıl içinde tekrar okumayı düşünüyorum.
750 syf.
·8/10
Hatırlayamadığım bir kaynakta eşinin James Joyce'a "Neden insanların okuyacağı şeyler yazmıyorsun" diye çıkıştığını okumuştum. Kitabın bazı yerlerinde -karakter karmaşasıyla aşırı sıkı fıkı olduğumda- yengemize hak vermeden edemedim. Ulysses ne kadar ağır bir kitap da olsa Armağan Ekici'nin, çeviride oluşturduğu dil, onu gayet okunaklı kılmış. Önceki çeviriyi okumadığım için karşılaştıramam belki ama artık ne zaman bir kitabın çevirmen kısmında Armağan Ekici'nin adını görsem tereddüt etmeden okuyabileceğime eminim.
841 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Aslında yazıp yazmamakta kararsiz kaldığım bir inceleme. Kitabı okumak için çok tereddüt ettim bunun sebebi bu seviyede edebiyat içeren bir kitabın çevirisinin nasıl olacağı konusundaki kuşkumdu. Fakat karar verip okudum Nevzat Erkmen'in cevirisinden okudum. Eksikleri cokta olsa eline sağlık demek gecti. Çünkü edebi eserin en üstü dediğimiz bir eser hatta benim en çok okuduğum yabanci yazar Eco bu kitap icin ( bak. Umberto Eco, Düşman Yaratmak ve Rastgele Yazılar):
“Kitabın ilk, zahmetli okumasından sonra, aradan fazla zaman geçmeden hemen söyleyelim, Ulysses bir sanat eseri değil. Joyce romanın uygulamalarında bir tür psikolojik ve stilistik noktacılık uygulamış ama bir türlü senteze ulaşamamış…”  kitabın zorlugundan bahsedince insan cevirmeni alkışlıyor hatalara ragmen. Ben inceleme yazmak için üç kez düşündüm ve yazarken başım ağrıdı.
Önce yazar hakkında kısa bilgi vereyim
1882’de Dublin’de doğdu. Değişik anlatım özelliklerinden esinlenerek oluşturduğu bilinç akışı tekniğiyle 20. yüzyıl edebiyatını büyük ölçüde etkiledi. Hemen hemen bütün yapıtlarında esin kaynağı olarak doğduğu ve büyüdüğü Dublin’i kullandı. 1941’de Zürih’te öldü.
Kitaba gelirsek aslinda korktugum için uzun Joyce hayatı yazip kisaca bilgi vermekte var yani kaçamak bir inceleme ama yapmayacağım alışkın olmasam bile o kadar kuzeye alışmaya çalışıyorum
Joyce’un seçtiği anlatımi, geleneksel roman tarzından farklıdır. takip eden,  karakterlerin kafalarından geçenleri  sayısız ayrıntılarıyla  tasvir etmekte olan bir yöntem seçmiştir.  Anlatıcı ile Kahramanların iç sesi birbirine karışmaktadır. İç sesler ile konuşmaları  birbirinden ayıran tek belirti konuşma çizgileridir. Bu durum romanda pek çok belirsizliklere yol açmış, romanın bir günde ve Dublin’de geçtiğine dair bilgiler bile romanı okuyanlar için belirsizlik vardır. Geçişler belirtilmiyor. Her cümlenin kimin kafasından geçtiğini tahmin etmek gerekiyor. Aynı şekilde aniden “gerçek ”ten “halüsinasyona, “hikâye ”den “parodi ”ye, bir zihinden diğerine, bir üsluptan diğerine geçiveriyor taki kitap bitene kadar bitirdiginiz zaman taslar yerine oturuyor.
Eser Homeros’un İlayda’sındaki kahramanları günümüz Dublin’ninde yaşayan yoksul insanların dünyasındakilerle birleştirmiştir. “Joyce, romanın iskeletini kurarken, Homeros’un kahramanlarının ruhlarını o güne, o günün insanlarına aktararak Dublin’de onlara benzer işler yaptırmış. Bu şemada, Bloom, gezgin, basiretli, kurnaz Odysseus’a; Stephen Dedalus, babasını arayan Telemakhos’a; Bloom’un çok da sadık olmayan eşi Molly, sadık Penelopeia’ya denk düşürmüştür.”


Iyi Okumalar.
Önceden çok okumayı isteyip ama bir türlü cesaret edemediğim bir kitap. Aslında hayatımda yarıda bıraktığım nadir birkaç kitaptan biri oluyor.Sabirla ve inatla 60 sayfa okudum bırakın kitap ın taslağını karakterleri bile anlayamadım ya da kafamda canladiramadim. Çok savurgan bir üslup kullanmış. Konu bütünlüğü neredeyse yok. Eğer bu kitabı okuyacaksanız kesinlikle rahat bir kafa ile okumanızı tavsiye ediyorum.(Okul zamanı dışında herhangi bir zaman yazın olabilir mesela) Dağınık bir kafa ile bu güzelim kitabı hicbir şey anlamadan okumak istemediğim için bıraktım. Umarım tekrar baslarim
Mor ve al renkleri. Espriyi çaktınız mı? Mor ve kırmızı, yani al, yan yana gelince moral kelimesini verir. Ya!
James Joyce
Sayfa 170 - YKY

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ulysses
Baskı tarihi:
Ağustos 2019
Sayfa sayısı:
656
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054820917
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kafka Kitap
Baskılar:
Ulysses
Ulysses
Ulysses
Ulysses
Ulysses
Her hayat bir sürü günden oluşur, gün be gün. Kendi içimizde yürüyüp giderken hırsızlara, hayaletlere, canavarlara, ihtiyarlara, delikanlılara, karılarımıza, dullara, âşık kardeşlere denk geliriz ama denk geldiğimiz hep kendi kendimizizdir aslında."

“Yüzyılın en büyük romanı.”

-Anthony Burgess -

Ulysses tek bir günü anlatır. Yahudi reklamcı Leopold Bloom ile öğrenci Stephen Dedalus’un 16 Haziran 1904’te Dublin’de gündelik işlere koşturmalarının romanıdır.

Ancak bu basit noktadan başlayarak, James Joyce olağanüstü derinlikte, zengin bir anlatı örer. Herkesin malumudur, Homeros’un Odyssea destanı Ulysses ismiyle Dublin’e taşınmıştır bu romanda, ama bu taşınmaya binbir çeşit biçem alıştırması, teknik, söz oyunu, onlarca dil, binlerce kültürel referans, gerçek ya da hayali kitaplardan yapılmış sayısız alıntı da eşlik eder. Ve bilinç akışının gürül gürül çağlamasıyla biter Ulysses.

İlk baskısı Joyce’un doğum gününde, 2 Şubat 1922’de Paris’te Shakespeare & Co. kitabevi tarafından yapılan ve sansür nedeniyle ABD’de ancak 1934’te, İngiltere’deyse 1936’da yayınlanabilen Ulysses’i, Talât Sait Halman Çeviri Ödülü sahibi Fuat Sevimay’ın çevirisiyle sunuyoruz.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları