Adı:
Ölüler
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056309458
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Dead
Çeviri:
Bilge Makas
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alakarga Sanat Yayınları
Baskılar:
Ölüler
Ölüler
Ölüler
Ölülər
Yirminci yüzyılın kült yazarlarından James Joyce, gençlik yıllarında kaleme aldığı ilk şiirlerinden sonra, ona ün kazandıran öykülerini yazmıştı. Dünyanın her yerinde edebiyat severlerin Dublinliler adıyla okuyup sevdiği bu öyküler iki yanıyla önemlidir: Birincisi, Joyce bu öykülerde modernizmin Avrupa'daki etkilerini, sanayinin insan ilişkileri üzerindeki baskılarını gözlemler.

İkincisi, yine bu öyküler, yazarın sonsuz arayışını duyurur.

Dublinliler'in içinde "Ölüler"in ayrı bir yeri vardır. Ölüler, Joyce'un burjuvaziye doğrudan saldırdığı, kentli ailelerin günlük yaşamını ince gözlemlerle paramparça ettiği unutulmaz bir öyküdür.

Öykünün ayrıbasımını ve yeni çevirisini okurumuzun dikkatine sunuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
64 syf.
·1 günde·10/10
'Ölüler'i bir kez daha okudum. İçim yine kederle dolup taştı. Ağlamak istemedim, aşinayım ne de olsa Gabriel'in hikâyesine, ama yok, son sayfalarda yine ağlıyordum usul usul, ağlıyordum ve gözlerimin gerisinde hareket ediyordu bütün hayallerim, aynen Gretta'nın Michael Furey'i hatırlaması gibi, ve aynen içinin acısıyla kendini bırakışı gibi, ben de uzanıp yatağıma, bırakmak istedim kendimi. Artık hep aynı şeyi anlattığımı düşünüyorum, ama ben hep aynı şeyim zaten. Boynumuza bağlı bu ilmekle, bir hayat çemberinde daireler çizerek, ve çekildikçe ipimiz, ilmeğimiz çekildikçe, her an daha da yaklaşırız nihayetimize, ve nihayetimiz bize defalarca anlatılmış olsa da, yine de coşkuyla, yoksa bazen bir alışkanlıktan mı, yaşamaya devam ederiz. Başka ne yapabiliriz ki?

Kitabı rafa yerleştirdim ve diğer kitaplarıma baktım: neden aylardır Çehov okuyamıyorum? Arkadaşlarımın hediyeleri beni bekliyor, ama içim isteksiz, Bu loş ışıkta, Zeki Müren'in altmış sene önceki sesini dinleyerek uzandım yatağıma. Annem de ben de artık Dodi'nin ölümüne hazırlanıyoruz. Onu düşündüğümde hemen gözlerim doluyor. Aşinayım, elbette, ilk kez değil ölüm, benim hayatım da hepimizin hayatı gibi, nice ölüyle dolu. Yine de onu düşününce gözlerim daha hızlı doluyor, masum, mazlum varlığının kaderinden bihaber yaşamaya çabalaması ve inatla hayatı tırmalaması, rengi solmuş, bahtsız bedeninin cılızlığındaki çaresizlik hemen gözlerimi dolduruyor. Onu kucaklayıp kulağına seni herkesten çok seviyorum diyorum, arada sanki anlamış gibi gözlerime bakıyor, aşinayız, sen de beni seviyorsun, ama sonra kayboluyor o his, ve yabancılık çöküyor aramıza; ışık loş, oda sessiz, bir zeki müren, bir klavye sesi.

Hayatım boyu, yani artık kırk altıncı yaşıma doğru yol alırken, düşününce, şöyle geriye bakıp, Gabriel'i her zaman en çok sevdiklerim arasında görmüşümdür nice edebiyat hatıram arasında. Zeze gibi, Âdli gibi, Gabriel de ölümle tecrübe ettikçe hayatının ne olduğunu, bu bilgiyle değişir ve hiç birşey eskisi gibi olmaz. Ölüm böyle bir bilgidir çünkü, bize sürekli bir gün biteceğimizi hatırlatır, bize gece uykularımızın neden uzun olduğunu düşündürür, zamandır en kıymetlimiz ama onu ne de cömertçe harcamaktayızdır, kimse biriktiremez, bir türlü tasarruf edilmez birşeydir zaman, ve hayat kayıp gider, bir bakarsın çocuksun, bir bakarsın gençsin ve bir bakarsın bu hayat dedikleri şey seni çoktan geride bırakmış, nice gencin neşesinde ve coşkusunda tanık olduğun şaşkınlık seni avutamaz, bir türlü anlamak istemezsin; ama aynada, yolda, iş yerinde, evde, arkadaşlarının yanında ve hatıralarında sen herşeyin farkındasın: herkes sana aynı şeyi söylüyor. Hatıralarında ne çok ölü var senin de, ne çok ölün var geride, her biri ne kıymetli, ve her biri her sabah fatihasında adını söylettirirken sana, aynen Gabriel'in içinin geçmesi gibi, her yerine kar yağarken İrlanda'nın, bütün yaşayanların ve bütün ölülerin üzerine, senin de yağmıyor mu, ve sen de nice insan gibi hatırlamıyor musun onları, hatırlarken güzel hatıralar ve güzelliklerle kendi geçmiş zamanını anmıyor musun? Gabriel için Gretta'nın hayatındaki bir ölünün hatırası yetmişti... benim hayatımdaki ölüler, ya da biz gölgeleri, hazırlananlar, hepimiz aynı yere işaret etmiyor muyuz; bu ömür bitecek, ve tutamayacak hiç birşey bizi. Babamdı ve bir heybetli adamdı, doğduğu gün toprağa verdik babamı; melek ya da melü jane ölüm orucuyla gideli on beş sene bitti, şengül'ü nisan sonu öldürdüler yirmi dört sene önce, ikisi de en sevdiğim arkadaşlarımdı ve onlarsız bir hayat düşünmemiştim hiç bir zaman; şengül hapisteyken melek'le kartal sahilinde çay ocaklarında oturup, inanılmaz ama, mavnalara bakarak, ışıltılı denizin güzel kokusunu çekip içimize ne güzel mektuplar yazmıştık ona. Ne güzel, mutlu, ümitli gençlerdik biz. Ne güzel insanlardık biz, ne güzel dostlardık hepimiz. Ömür sürdükçe hatıralar güzelleşiyor, ve hatıralarımız edebiyata dönüşüyor, kelimeler anıları oldukları gibi değil, zihnimizin temiz, pak hayalleriyle süsleyerek dile getiriyor ve o zaman biz, bu şefkatli anılarla daha çok seviyoruz onları ve daha çok özlüyoruz. Leylâ'yı gencecik yaşında toprağa verdiğimizde, narin bedenini, hangimizin aklındaydı onsuz yaşayacağımız? Oğuz, gencecikti, küçücüktü bir nehirin sarmaşıklarında can verdiğinde, o yeşil gözleri, temiz güzel yüzü hiç gitmedi gözlerimin önünden; mustafa'yı tezkeresinden iki hafta sonra uğurladık toprağa, gülen yüzü silinmedi zihnimden; selçuk bir sene dayanabildi kansere en fazla, ve bize en son ruhunun bedenini bırakmak istemediği ve ölmeye direndiğini söylemişlerdi; sefer'se daha bir sene olmadan, hâlâ ağlatıyor beni, çünkü kendini öldürdüğü yere gidip baktım, düştüğü yerdeki toprağı kazmışlar, kanlar belli olmasın diye toprağı çapalamışlardı, bunların hiç biri çıkmıyor zihnimden benim, hiç birisi bana unutturmuyor gerçeği. İrlanda'nın her yerine kar yağdığını söylüyor yazar hikâyenin son satırlarında, Gabriel öğrendiği hakikatle içi geçerek kendini bırakırken unutuşa, uykuya, kar yağarken bütün ölülerin ve yaşayanların üzerine, ben de, hepimiz gibi, kendi ölülerimle yaşıyorum işte, aynı karlar altında . Bana ne söylemek istiyorsunuz, ey ölüler? Söylemek istediğiniz herşeyi çok iyi biliyorum ben. Hiç birinizi unutmadım, hiç birinizi, ve hepinizi düşündüm yazarken anmasam da isimlerinizi, okudukça ve ağladıkça ağır ağır, zihnimdeydiniz hepiniz, ama şimdi kelimelere dönüştünüz her biriniz, edebiyattan bir örtüyle örttüm üzerinizi. Herkesin kendini avutacak birşeyleri, birileri vardır muhakkak; hepimiz bir yerlere sığınır, bir şekilde tutunuruz hayata; bu büyük devran dönüp duracak, bu kader dedikleri çekip çevirecek koca tekerini, ve her birimiz, teker teker, önce gölgelere dönüşeceğiz ve bırakıp gideceğimiz herşeyimizi; ister isteyerek, teslimiyetle ya da istemeden, acıyla; ve üzerimizi bir ümitle karlar, topraklar örtecek. Geriye bir müddet daha hatırlayan, bizi anan, unutmayan, zihinlerinde muhafaza eden insanlar; insanlar göçüp gitse de hiçbirimizi unutmayan edebiyat kalacak. Bu yüzden edebiyat hayattır, hayat edebiyattır demiyor muyuz, ısrarla, herbirimiz? Ve biraz da bu yüzden bu sitede, ısrarla, defaatle, yazmıyor muyuz bunca düşüncemizi, hislerimizi, ve dökmüyor muyuz sadece kendimize yazdığımız bir mektuptaki gibi bütün samimiyetimizle içimizi? Edebiyat bütün iyi insanlar için hayata, ölüme bir teselli, bir avunmadır. Bu teselliyle dayanmaya, tahammül etmeye gayret eder, mutluluk ve keder arası gelip gittikçe bir kar soğuğuyla titreyip hayatta kalmaya çalışırız. İşte bu yüzden, bütün yaşayan ve bütün ölülerimizle, bizler, iyi ki edebiyat var diyoruz. İyi ki edebiyat var.
64 syf.
·4 günde·Puan vermedi
“Ölüler,” Herkes gibi dünyada ayakta durmak için didinen, kaybettiğinde üzülen, kazandığında böbürlenen, hırsların pençesinden kurtulamayan, çıkarı uğruna ihanet eden, umut aşılayan, parayı put yapan, milyarlarca insan-ı beşer… Bir zamanlar herkes gibi dünyada soluyarak sonunda toprağa karışarak eriyen 110 milyar insan. Gömütlüklerde birbirine karışan yığınların arkasında onların da bir zamanlar tattıkları, gördükleri, izledikleri ve pişman oldukları şeylerin aynı versiyonlarını tekrar ederek unutulan bilinçsizler ordusu tüm zamanlardan fazla iken bugün, insan dönüp de geri baktığında aynı insan olarak kalabilmesi nasıl mümkün olabilir?...

Geride kalanlar zordur her zaman. Ya unutulur ya kemirir insanı. Geçmişi, acısıyla sevinciyle bir film şeridi gibi gözler önüne seren hayat, adaletli değildir her zaman ve eşit şartlar sunmaz herkese. Günlerin monotonluğundan sıkılarak hareketsiz kalır kimi. ‘An’ı yaşama prangasından kurtulamayarak ‘dünyaya bir kere geldik’ avareliğine kapılır umutsuzca. Kimi ise geçmişe saplanır. Proust’un şu an yaşayan taze ben’iyle geçmişteki asıl ‘ben’lerini süzgeçten geçirir, bilinçaltına aksedilen kötü anılar hatırlandıkça dramatikleşerek durdurur zamanı, yine o eski ‘ben’lere ve eski hadiselere, olaylara, karakterlere yolculuk yaptırır o kutlu kişiyi.

Asla geri getiremeyeceğimiz, telafisi olmayan birtakım şeyler vardır. Bunlardan en önemlisi hepimizin gerçeği olan ölüm. Bir gerçek ki hayat ölümlerden ibaret. Her gün doğan yüz binlerce can, ve bir o kadar solan, unutulan, hiç olan ölümler. “İnsan, ölümlerin ağırlığı yüzünden ölüyor.” der Canetti. Var olacak bir döngünün içerisinde bazen sürprizle gelen, bazen ani olan ama herkesin aynı yere vardığı o nokta. O nokta, hayatında yapmak istedikleri şeyler için adım atmamış, itibar korkusuyla birçok şeyi yarım bırakmış, pişmanlığın geride bıraktığı yıllara penceresinden ‘keşke’lerle yaşama veda eden birinin yaşamı kadar iç karartıcı olamaz. Geçen her dakikanın geri gelmeyeceğini hatırlamak en büyük nimet olsa gerek insanoğlu için.

Kısa ama yüreği büyük bir öykü. Kendi değerlerinden kopup başka vatanlara hayranlık duyan topluma karşı getirilen ağır eleştirilerin yanında, eskiye duyulan özlemle gelen yeni neslin duyarlılık ve samimiyet yoksunluğu çokça boca edilmişti sayfalara. Eskinin özlemiyle ifade edilen cümleler sıkar beni hep. Bir asır önce de eski aranırdı, şimdi de aranır, yarın da dile getirilecek fazlasıyla. Fakat tümden de olumsuz yaklaşamıyorum çünkü kolaylaştırıcı olabilmesi için uğraşılan, insanoğlunu daha ‘hızlı’ hale getiren araçlar, vaktin nasıl aktığını, günün ve ayların bilincinde olmadan geçtiğini acı gerçekle çok iyi öğretiyor bizlere… Çok da anormal gelmiyor açıkçası ‘eski’ söylemleri.

İki ayrı beden, iki ayrı ruh, yılların susuzluğunu gideremez bazen. Ruhunun yangınını söndüremeyen Gretta’yı, çocuğu da, ev işleri de yazısına hüzünlü boyun eğişinden kurtaramazlar. Bir zamanlar birlikte vakit geçirdiği, şarkı söylediği, kollarında kendini emin hissettiği kişi, evli iken bile hiç dindirmez kalbinin ıstıraplı şarkısını.
Geçmişin kapanmayan perdesinin ardında trajik havaya bürünen son sayfalar. İçi dağlar insanın.

Canetti - “Ölüler”

"İnsan ruhunun yüce mucizesi: Anımsama ve bu sözcük beni çok etkiliyor, sanki kendisi çok eskiymiş, unutulmuş ve yeniden ortaya çıkarılmış gibi.”

İnsan ruhunun tümörü: Anımsama ve bu sözcük onu çok kırıyor, sanki kendisi çok yeniymiş, unutulmamış ve hiçbir zaman geri gelmeyecek gibi.
Canetti’nin umutlu anımsama cümlesine karşı Gretta’nın, uydurduğum halet-i ruhiyesi.

Geride iyi hatırlanacak anılar, ileriye baktığımızda ise taze umutlar günışığı gibi aydınlık olsun.
64 syf.
·1 günde·Puan vermedi
kitap, başlarda, verilen bir dans partisindeki insanların ilişkilerini anlatıyor.açık söyleyeyim bu bölümler bana biraz sıkıcı geldi.sonlara doğru geçmişten gelen dramatik bir hikaye ortaya çıkıyor ve kitabın esas teması da bu hikaye kaynaklı olarak kendini gösteriyor.
70 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Geleneksel hale gelen bir partide; dans, müzik, eğlence eşliğinde karşılıklı konuşmalar kitabın büyük kısmını oluşturuyor. Konuşmalar ki vurucu, güncel ve geçmiş konular, sosyal yapı, insan ilişkileri gibi konularda eleştirel ve yapıcı diyaloglar.
'Düşüncelerle işkence edilen bir çağda yaşıyoruz.''
Kitabın asıl düşündüren kısmı partide de olan çiftlerden Gretta' nın çalan müzikle anımsadığı geçmişte olan zamansız, erken olan bir 'ölüm'. Eşine de yansıttığı bu duygu durumu ile kendisinin ve eşinin değişim geçirdikleri duygusal biçim.
James Joyce betimlemeli ve yalın anlatımıyla insani duyguları, kısacık metinlerle, bu uzun öyküye sığdırıyor.
Hepimiz birer gölge haline gelir ve 'bir zamanlar ölülerin büyüdüğü ve yaşadığı somut dünya' da, bizler de anılara ve 'ölülere' dönüşürüz.
64 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bir hayatın içinden geçerek bir eski anıyı, aşkı ve duyguları yakalıyor Joyce.
Joyce sıradan bir yaşamı anlatır gibi başlıyor novellasına. Tasvirleri bir film izlermiş gibi. Sonra kitabın başından beri bir kenarda duran Gretta'nın içine götürüyor bizi. Eski bir anıya. O eski anının, sevgi dolu, neredeyse dokunulacak gibi duran duygulanımlarını sade yalın bir dille anlatıyor. Sonunda kitabın baş kahramanı Gabriel'in yüzleşmesi.
Öylesine varolmuş gibi görünen, ancak derinlerinde kaynayan volkana benzeyen insanlar...Aşk böyle güzel anlatılır.
64 syf.
James Joyce'un altmış yedi sayfalık uzun öyküsü. Olay örgüsündeki halka sayısı bir ikiyi geçmiyor. Hacimce küçük olduğu gibi içerikçe de yoğun ve derin olmayan bir kitap. Bir parti ile başlayan öykü, partiye katılan kadınlardan birisinin geçmişinden beri yüreğinde taşıdığı acıklı sırrı partide çalan bir şarkı dolayısıyla hatırlaması ve bu sırrı kocasıyla paylaşmasıyla sona eriyor.
70 syf.
·Beğendi·8/10
Sanki öyküdeki karakterle beraber aynı mekanda onlarla sohbet ediyormuşsunuz hissi yaşatıyor. Bütün bir geceyi birlikte geçirtiyor. Çalınan müzikler kulağınıza geliyor. Tabii bir yandan da diğer karakterlere göre biraz daha önde olan Gabriel’in yerinde oluyorsunuz.
64 syf.
·5/10
Bu kısa kitabın yarısına kadar çevre tasviri ve betimlemelerini okurken biraz sıkılmadım desem yalan olur. Ayrıca günümüzde buna benzer ortamlardan hep kaçmaya çalıştım.
Her neyse kitabın benim için en ilginç bölümü
Gabriel'in yaptığı konuşma oldu ve onu burada paylaşmak istedim ;

" İçimizden yeni bir nesil büyüyor, yeni fikirlerle ve yeni ilkelere sahip bir kuşak. Yanlış yönlendirilseler bile , yine de ciddi ve şevkli olduklarını düşünüyorum.

fakat şüphe ve bu deyimi kullanamam yerinde olur , düşüncelerle işkence edilen bir çağda yaşıyoruz; eski neslin sahip olduğu misafirperverlik , mizah anlayışı ,insanlık gibi niteliklerin, bu eğitimli ve üstün eğitimli yeni nesilde olmadığından korkuyorum.

Bu akşam geçmişin değerli şarkıcılarının isimlerini dinlerken , itiraf etmeliyim ki , daha kısır bir çağda yaşadığımızı düşündüm. O eski günler, abartısız ,geniş zamanlar olarak adlandırılabilir.
Eğer olurda o günler hatırlarda kalırsa ,en azından böyle bir araya geldiğimizde , onları hala sevgi ve saygıyla yad edip, bu dünyadan göçüp gitmiş ama şanı silinmemiş değerli insanları anacağız."

Ancak , diye devam etti , gene de böyle bir araya geldiğimizde , kederli düşünceler oluşacak; mazi, gençlik ,değişiklikler , bu akşam aramızda olmayan ve özlem duyduğumuz kişilerin düşünceleri aklımıza gelecek. Hayat yolumuz böylesine üzücü anıların üzerine düşünmek zorunda kalırız çünkü yaşayanların arasında hayata devam etmeye
yüreğimiz dayanmaz.

Hepimizin haklı olarak zorlu ve gayret gerektiren hayati görevleri ve duyguları var.
Bu nedenle geçmişe takılıp kalmayacağım . Bu gece üzerimize kasvet çökmesine izin vermeyeceğim . Burada gündelik koşuşturmacamızdan kısa bir anlığına ayrılıp buraya geldik . Dostlar olarak, arkadaşlık ve beraberlik ruhuyla , bir noktaya kadar da meslektaş olarak , yoldaşlık ruhuyla - onları nasıl adlandırsam ? Dublin müzik dünyasının Üç Güzelleri'nin misafirleri olarak buluştuk.
80 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitapın tam anlamıyla hangi türe uygun olduğunu söylemek zor. Çünkü kitapın 95%'i 'parti'den diğer anlamda meclisten, 5%'i ise Gabriel'in karısının geçmişte başka birini sevipte, şimdi de onun yasını tutmasından bahsediyor. Güzel karakterlerden ibaret bir kitaptı. Meclisin hem sahiplerini, hem de gelen konukları sevdiğimi belirtmeliyim. En sevdiyim karakter ise konuşmalarına görə Miss Marry Jane olduğunu söylemeliyim.
Orta seviyeli deyilebilecek bir kitaptı. Boş zamanınız varsa okuyabilirsiniz. Akarlı ve küçük bir kitap zaten çabucak bitirmiş olursunuz.
Şüpheci ve deyim yerindeyse düşüncenin işkenceye uğradığı bir çağdayız ve korkarım bazen bu eğitimli ya da aşırı eğitimli yeni nesil, eski günlerde kalan insanlık, misafirperverlik, nezaket gibi vasıflardan mahrumlar.
James Joyce
Sayfa 49 - Palto Yayınevi, 2017. 2. baskı, Çeviren: Mehmet Ali Sevgi
Şimdilerde tükenmekte olan neslin hataları olmuş olabilir ama bana öyle geliyor ki onlar etrafımızda yetişen yeni, ciddi ve hiper-eğitimli neslin sahip olmadığı misafirperverlik,
nezaket, insancıllık gibi özelliklere sahiptiler.
James Joyce
Sayfa 34 - Palto Yayınevi, Çevirmen: Mustafa Bal
Neden bu kelimeler bana hep sıkıcı ve soğuk geliyor? Acaba senin adın olabilecek kadar zarif bir kelime olmadığı için mi..
Bahtımızın yollarına serpilmiş böyle pek çok hazin hatıra vardır ki sürekli bunlara kafa yormaya kalksak yaşayanlar arasındaki işlerimizi sürdürebilmemiz için gereken cesareti bulamazdık. Hepimizden hakkıyla yoğun gayret göstermemizi isteyen yaşayan görevlerimiz yaşayan duygularımız var bizim.
James Joyce
Sayfa 50 - Palto Yayınevi, Çevirmen: Mustafa Bal
Ruhu uçsuz bucaksız ölülerin ikamet ettiği o bölgeye doğru yaklaştı. Onların kararsız ve titrek varlıklarını fark ediyor, ama idrak edemiyordu. Kendi öz kimliği, gri, belirsiz bir dünyada yavaş yavaş ortadan kayboluyordu. Bir zamanlar bu ölülerin yükseldiği ve yaşadığı maddi dünya, çözülüyor, ufalanıyordu.
James Joyce
Sayfa 79 - Palto Yayınevi, 2017. 2. baskı, Çeviren: Mehmet Ali Sevgi
Karın hafifçe bütün evrene (kâinata) düştüğünü, yaşayanların ve ölülerin nihai sonlarına iniyor gibi düştüğünü duyarken, ruhu ağır ağır kendinden geçti.
James Joyce
Sayfa 80 - Palto Yayınevi, 2017. 2. baskı, Çeviren: Mehmet Ali Sevgi
Hayat yolumuz birçok hüzünlü hatıra ile tarumar olur ve sürekli bu hatıralara saplanıp kalsak yaşayanların arasında devam edecek cesareti bulamazdık. Hepimizin yorucu gayretler gerektiren yaşayan vazifeleri ve yaşayan muhabbetleri var.
James Joyce
Sayfa 50 - Palto Yayınevi, 2017. 2. baskı, Çeviren: Mehmet Ali Sevgi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölüler
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056309458
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Dead
Çeviri:
Bilge Makas
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alakarga Sanat Yayınları
Baskılar:
Ölüler
Ölüler
Ölüler
Ölülər
Yirminci yüzyılın kült yazarlarından James Joyce, gençlik yıllarında kaleme aldığı ilk şiirlerinden sonra, ona ün kazandıran öykülerini yazmıştı. Dünyanın her yerinde edebiyat severlerin Dublinliler adıyla okuyup sevdiği bu öyküler iki yanıyla önemlidir: Birincisi, Joyce bu öykülerde modernizmin Avrupa'daki etkilerini, sanayinin insan ilişkileri üzerindeki baskılarını gözlemler.

İkincisi, yine bu öyküler, yazarın sonsuz arayışını duyurur.

Dublinliler'in içinde "Ölüler"in ayrı bir yeri vardır. Ölüler, Joyce'un burjuvaziye doğrudan saldırdığı, kentli ailelerin günlük yaşamını ince gözlemlerle paramparça ettiği unutulmaz bir öyküdür.

Öykünün ayrıbasımını ve yeni çevirisini okurumuzun dikkatine sunuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 111 okur

  • noesis dont
  • Nermin
  • Ferhat Gökhan Danabaş
  • Gizem Emeli
  • sıla
  • Çağla Celep
  • Sinan Bektaşoğlu
  • ENES KÖKSAL
  • Hilmi Sevinç
  • Güliz Karaköse

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%5.9
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%8.8
45-54 Yaş
%8.8
55-64 Yaş
%5.9
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.7
Erkek
%59.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.2 (6)
9
%21.6 (8)
8
%16.2 (6)
7
%18.9 (7)
6
%8.1 (3)
5
%10.8 (4)
4
%0
3
%0
2
%2.7 (1)
1
%0