Dolaptaki yosmanın belli bir ifadeden yoksun, dipsiz uçuruma benzeyen, suskun bir izlenim uyandıracak kadar kapkara, çekik ve parlak gözleri der Qualen'in üzerine çevrilmişti, ama bir yerde durmuyordu bu gözler; amaçsız, sisler puslar içinde geziniyor, sanki van der Qualen'i görmüyordu.
Henüz uykulu gözleriyle kompartıman penceresinin, istasyonun isminin yazılı olabileceği ışıklı bir tabelanın önünden kayıp geçtiğini görmüş, ama harflerden bir teki bile beyninden içeri bir yol bulup girememişti (Teşekkürler, Kâmuran Şipal. Tahsin Yücel zehirlenmesinden sonra ilaç gibi geldi).