Şeyh fahişeye demiş ki: Utanmaz kadın;
Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?
Ama ben gerçeği biliyordum. Zima' nın havuzun kenarında duruşunu ve kendini maviye teslim edişini izlerken bunu biliyordum. Bana tam olarak neler olacağını anlattı: yüksek beyin fonksiyonlarının yavaş ve sistemşi bir şekilde kapatılması. Her şeyin geri döndürülemez olması çok da önemli değildi Kaybettiği şeylerden pişmanlık duyacak bir parçası bile kalmayacaktı.
Fakat bir şey kalacaktı küçük bir varlık çekirdeği, kendi var lığını algılamaya yetecek bir zilun. Çevresindekileri anlamak ve ne kadar amaçsız olursa olsun, bir görevin yerine getirilme sinden bir miktar haz ve keyif alabilmek için yeterli bir zihin Havuzdan asla ayrılması gerekmeyecekti. Güneş parçaları ona ihtiyaç duyduğu tüm enerjiyi sağlayacaktı. Asla yaşlanmayacak ve hasta olmayacaktı. Diğer makineler adayla ilgilenecek, havuzu ve içindeki sessiz, yavaş yüzücüyü hava ve zamanın tahriba tından koruyacaktı.
Yüzlerce yıl geçecekti
Binlerce yıl, ardından da milyonlarca. Ondan sonrasında ne olacağı bilinmezdi. Ama bildiğim tek şey Zima'nin görevinden asla bıkmayacağıydı. Beyninde can sıkıntısına yer yoktu. Benliği yalnızca deneyimden oluşuyordu. Havuzda yüzerken alacağı haz, polenlerini yayan bir böceğinki gibi anlamsız bir coşku hali olacaktı. Bu onun için yeterliydi. Zamanında Kaliforniya'daki o havuz onun için yeterli olmuştu ve şimdi de yeteriydi. Bin yıl sonra, aynı havuzda ama başka bir dünyada, başka bir güneşin etrafında, aynı galaksinin uzak bir yerinde, bu yine onun için yeterli olacaktı.
"Çok eski, ama seramikleri hâlâ sağlam. İşin en zor kısmı onu bulmaktı. İki metrelik humusu kazmak zorunda kaldım. Silikon Vadisi adını verdikleri bir yerdeydi."
"Bu fayanslar Zima Mavisi renginde." dedim.
"Zima Mavisi, bu fayansların rengi." diyerek beni nazikçe dü- zeltti. "Bu genç adamın yüzme havuzu fayanslarında kullandığı tondu."
"Yani bunu bir şekilde hatırlamayı başardın."
"Burası benim başladığım yerdi. Bir yüzme havuzunun et- rafında kendisini yönlendirecek kadar zekaya sahip, kaba ve küçük bir makine. Ama benim dünyam buydu. Tüm bildiğim ve tüm bilmem gereken buydu."
Alacağım cevaptan korkarak, "Peki ya şimdi?" dedim.
"Şimdi, eve dönüyorum."
"Bilmiyordum. Tek bildiğim şey, bu rengin, sanki hayatım boyunca onu bulmak ve serbest bırakmak için bekliyormuşum gibi beni büyüleyişiydi." Bir an için düşündü. "Mavinin her zaman özel bir tarafı olmuştur. Yves Klein bin yıl önce, mavinin renklerin özü ve diğer tüm renklerin dayanağı olduğunu söylemişti. Bir zamanlar adamın biri bütün hayatını çocukken gördüğü bir mavi tonunu arayarak geçirmişti. O kusursuz tonu hayalinde gördüğünü ve doğada var olmasının mümkün olmadığını düşünerek, gittikçe onu bulmaya dair umudunu yitirmişti. Günün birinde, şans yüzüne gülmüş ve doğa tarihi müzesindeki bir böceğin renginde aradığını bulmuştu. Sevinçten göz yaşlarını tutamamıştı."