Ben yalnızca bir sanık, bir hükümlü görmüştüm, gerçek bir hırsız değil. Çünkü hırsız iki ay sonra hakim karşısına çıktığında değil, hırsızlık yaptığı anda hırsızdır, tıpkı bir şairin birkaç yıl sonra eline mikrofon alıp şiirini okurken değil de, şiirini yaratma sürecinde şair olması gibi, suçlu da suçunu işlediği sırada suçludur.
Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki, onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?
Neden en iyi insanlar bile sanki hep başkalarından bir şeyler gizler, hep susar? Sözlerinin yel olup gitmeyeceğine emin olduğun zamanlarda bile neden yüreğinden geçenleri dosdoğru söylemezsin? Herkes olduğundan daha ketum görünüyor, sanki hemen dile getirirlerse duygularının zedeleyeceğinden korkuyorlar…