Modern siyasal ve ahlâkî düşüncenin büyük bölümü adalet, özgürlük, eşitlik, haklar veya ilerleme gibi kavramlar etrafında şekillenmiştir. Bu kavramlar insanlığın ortak tecrübesini anlamlandırmak için güçlü araçlar sunmuş olsa da aynı zamanda yeni körlükler de üretmiştir. İnsan çoğu zaman yalnızca çıkarlarının değil, haklılıklarının da tutsağıdır. Tarih boyunca ideolojiler, dinler, uluslar, sınıflar ve hatta evrensel değerler adına yürütülen mücadelelerin ortak özelliği, kendilerini haklı görürken yarattıkları körlükleri fark etmekte zorlanmalarıdır. Bu nedenle temel soru artık yalnızca “Ne doğrudur?” değildir. Daha derindeki soru şudur: Haklı olduğumu düşündüğüm için neyi göremiyorum? Bu soru bizi adalet teorilerinden insanlık haline, ilkelerden ilişkilere ve kesinlik arayışından dikkat sorumluluğuna doğru götürür.
Felsefe
Haklılıktan Dikkate: Sorumluluk, Körlük ve İnsanlık Hali Üzerine Bir Deneme Modern siyasal ve ahlâkî düşüncenin büyük bölümü adalet, özgürlük, eşitlik, haklar veya ilerleme gibi kavramlar etrafında şekillenmiştir. Bu kavramlar insanlığın ortak tecrübesini anlamlandırmak için güçlü araçlar sunmuş olsa da aynı zamanda yeni körlükler de üretmiştir. İnsan çoğu zaman yalnızca çıkarlarının değil, haklılıklarının da tutsağıdır. Tarih boyunca ideolojiler, dinler, uluslar, sınıflar ve hatta evrensel değerler adına yürütülen mücadelelerin ortak özelliği, kendilerini haklı görürken yarattıkları körlükleri fark etmekte zorlanmalarıdır. Bu nedenle temel soru artık yalnızca “Ne doğrudur?” değildir. Daha derindeki soru şudur: Haklı olduğumu düşündüğüm için neyi göremiyorum? Bu soru bizi adalet teorilerinden insanlık haline, ilkelerden ilişkilere ve kesinlik arayışından dikkat sorumluluğuna doğru götürür. Haklılığın Körlüğü İnsan yanlışlarından olduğu kadar haklılıklarından da etkilenir. Yanlış yaptığımızda savunmaya geçeriz; haklı olduğumuzu düşündüğümüzde ise sorgulamayı bırakırız. Bu nedenle tarihsel felaketlerin önemli bir kısmı kötülükten değil, doğruluğundan emin olmuş insanların körlüğünden doğmuştur. Her haklılık bir bakış açısı sunar; fakat aynı zamanda bir görüş alanı da oluşturur. Görüş alanı ise zorunlu olarak bir kör nokta üretir. Dolayısıyla ahlâkî mesele yalnızca doğruyu savunmak değildir. Kişi kendi doğrularının ürettiği görünmezliklerden de sorumludur. Muafiyet Arayışı İnsan zihninin en güçlü eğilimlerinden biri muafiyet arayışıdır. Bazen tarih adına konuşuruz ve sorumluluğu tarihe bırakırız. Bazen piyasa adına konuşuruz ve sorumluluğu mekanizmalara bırakırız. Bazen millet, din, devrim, ilerleme veya insanlık adına konuşuruz ve kendi payımızı görünmez
Felsefe
Reklam
(Rüya) (Bir sahnede öğrenciler bayan bir profesöre hışımla sorular yağdırıyordu. Bir öğrenci el kaldırdı ve profesör söz verdi. Kurulda 5 tane profesör vardı dikkatlice söyleşiyi izliyorlardı.) Öğrenci: Merhaba Benim sorum geçmiş çağlarda yaşamış bir yazar hakkında Berke’yi biliyor musunuz ? (Kurul yaka silkti,tedirgin bir şekilde Profesöre baktılar.) Profesör: Evet biliyorum. Öğrenci: Ne kadar ülkemizin benimsemediği bir yazar olsa da son 30 senedir batıda sevilen bir isim. Siyasiler için ağır ithamları var,Siyaset makamının bir aslanı bile köpekleştirebileceğine dair söylemlerini de yer yer gördük. Ayrıca onun kaleminde sınıflar arasında keskin bir kutuplaşma görüyoruz. Yüksek sosyete - Üst sınıf - Orta sınıf - Alt sınıf şeklinde Aydının kalemine göre Bunların biri- hissettirmemeye çalışan bireyler çıksa bile- gerçeklikte diğerinden kendini üstün görüyor. Ve bu kutuplaşmalardan ne aşk ne dostluk ne de arkadaşlık çıkmayacağını aydın şiddetli bir şekilde ifade etmiş. Devir bir dinazor devri değil ve ben bu söylemlere inanmak istemiyorum. İnsanlığın ayrım gözetecek kadar gelişmediği fikri beni çıldırtıyor ki inanmıyorum aydına. Toplumsal sınıfların her birinin kokuşmuş olduğunu ve çok farklı görünmelerine rağmen birbirinin aynısı olduğunu da yazmış Sistemlerin her biri için de sömürü aracı dediği gibi kendini geliştirememiş erkeklerin -ki çoğunluğu böyledir diyor- kadına bir obje - zevk için kullanılacak bir nesne -gözüyle baktığını söylüyor. -Bunun da bir palavra olduğunu düşünüyorum- Eserlerinde kadını erkekten üstün tutuyor ve tamamıyla hür olması gerektiğine değiniyor ve aşkın milyonda bir olduğunu savunuyor. Anlaşılamayacak bir aydın olduğunu biliyor ve sizden Dürüst olmanızı istiyorum. Anlattıkları kanıtla tescillendirilip ispat edilebilecek şeyler mi
📌 Sevgili arkadaşlar Mehmet hocamız 6- 7 Haziran tarihlerinde 2 günde toplamda 10 saatte tüm Coğrafyayı tekrar edeceği kamp duyurusunu paylaşıyorum. 😇 Kontenjan sınırlıdır sınıflar dolduğunda kapatılacaktır. Canlı katılmak isteyenler hemen yerini alsın. 🏃‍♀️Kampın içeriği afişte yazıyor almak isteyenler i kanala özel %25 indirim kodunu kullanabilirler Kod: KAMP25 Not: canlı katılamayacaklar için videolar kayıt altına alınacaktır sınav tarihine kadar dilediği sayıda sınırsızca izleyebilir.👌 Kamp bağlantı Linki ⬇️ egitakademi.com/paket/820-2026-...
Orkideler ve Papatyalar
Bu sanal mecrada, üzerinde türlü süslü etiketlerle sahte birer abide gibi dikilen boş teneke profilleri müşahede ettim ve dün çokça bundan bahsettim, onları tabiatın en kibirli çiçeği olan orkideye benzetmekten kendimi alamıyorum; sığ ve kıt zekalarıyla bu teşbihi muhtemelen bir taltif zannedeceklerdir, lakin satırların gerisindeki o derin tahfifi idrak edecek ne akli mizanları ne de bu yazının devamını okuyacak okur-yazar sabırları vardır. Evet sevgili papatyalar sözlerimin devamını sizler okuyacaksınız buyrun: Orkideler dışarıdan bakıldığında harika görünür, gözü cezbeder ve debdebeli bir ihtişam sunar; lakin asılları ve hakikatleri tamamen kof bir illüzyondan ibarettir. Maddi bir fayda ve gösteriş beklentisi içinde olanlar için orkide çok şey ifade edebilir, hatta en azından zehirli olmadıkları için fıtraten şükretmek de icap edebilir; lakin manevi tarafta, kökleri toprağa bağlı olan sineniz, bu suni çiçeğe sadece çiçek olduğu için şeklen saygı duyar, ötesini vermez. Zira orkidelerin kökleri vardır, ancak bu kökler sadakatle sarılacakları bir toprağa değil, başka ağaçların kabuklarına tutunarak asalakça yaşarlar; saksıdan taşan o süngerimsi, çıplak ve yeşil uçlu kökleriyle kendi kendilerine fotosentez yapıp kibirle beslenirken, fıtratın asıl anası olan toprağı beğenmeyip adeta ona yukarıdan bakarlar. İşte tıpkı o yapay unvanların, hafız, hadisçi, islami ilimler ve arapça yada vahdet,bidat,tuğyan... etiketlerinin arkasına saklanıp köksüzce caka satan, ruhları buhran içindeki sanal şaklabanlar gibi, orkideler de topraksız, esassız ve bereketsiz birer gösteriş budalasıdır. Papatyalar ise öyle midir sen öyle misin aziz kardeşim; sen safi nur, baştan ayağa tevazu ve tam bir teslimiyet abidesisin. Papatya, başını kibirle semaya dikmez; bilakis sinesini fıtri bir
Duygu ve Düşünce
Son yıllarda küresel ekonomide zengin ile fakir arasındaki uçurum o kadar açıldı ki, sınıflar arası geçişkenlik (sosyal hareketlilik) neredeyse durma noktasına geldi. Servet, tepede bloke olmuş durumdadır ve alt katmanlardan yukarıya doğru sızmak eskisinden çok daha zordu
Reklam
Reklam