serinin üçüncü kitabı olup, benim için en iyi bölümlerinden biridir. hikayenin gidişatını belirleyen bir kitap olma özelliği var. eğer bu kitabın sonu farklı olsaydı, kendisinden sonra yazılan 4 kitabın baştan aşağı değişmesi kaçınılmaz olurdu. o sebeple, sonun başlangıcına hoşgeldiniz diyip bol spoilerli yorumuma geçiyorum.
harry'nin konuya biraz daha hakim olmaya başladığını görüyoruz bu kitapta. büyüyor efenim çocuk. onu adam yerine koyan insanlarla beraber olmaya başlıyor. özellikle lupin, ona güvenerek ve öğreterek iyi bir şeye ön ayak oluyor.
sirius black'in varlığını öğrenmemiz ve kaotik durumundan haberdar olmamız da ayrıca kitabı güzelleştiren unsur. harry'nin aileye en yakın sahip olduğu kişi sirius. birden bire bir vaftiz babasının olduğunu öğrenmesi tabii ki muazzamdır onun için. keşke, suçundan aklayabilselerdi onu, hep bunu istiyorum bu kitabı okurken.
bunların dışında, yine malfoy'a çok sinir oluyoruz. bu kitapta karakterinin pisliği daha da gün yüzüne çıkıyor sanki, ya da ben öyle düşünüyorum şahgaga'ya yapılanlar yüzünden. seride en çok sevdiğim 2. kuş şahgaga.
hermione ise, gerçekten akıllı bir cadı. herkesin ona inanılmaz güven ve destek duyuyor olması ise takdire şayan.
profesor trelawney'nin ise isabetli ikinci kehanetinin yer aldığı kitap. keşke ilkini de hiç söylemeseydi diyor insan ilerleyen kitaplarda gerçeği öğrendiğinde ya, şimdilik ilk kehaneti bilmiyormuş gibi devam edelim.
dumbledore yine sinir bozucu derecede uzak duruyor harry'den. bu adamın bu mistik hallerini sevmiyorum. hep söylüyorum.
neyse, peter pettigrew ise gerçek bir fare. kişiliğine göre animagus olmuş olması gerçekten büyünün trajik bir yanı sanıyorum.