Akıllık, sözümona yüzeysel bir nitelik olarak normalliğin bir karikatürüdür. Bir nevi çizgi film karakteri gibi görülen bu akıllı kişi iyiden iyiye mantıklı, düşünceli, anlayışlı ve dengelidir. Fakat benzer sebeplerden iki boyutlu, ruhsuz, ilhamsızdır da. Nevi şahsına münhasır olmaya karşı konformizmin zaferidir. Akıllı, burada karakteri kalmayacak kadar iyi adapte olmuş, kendisiyle ve diğerleriyle geride kendine özel bir hayatı kalmayacak kadar bariz bir uyum içerisine girmiş anlamına gelir.
İnsanlar makine gibiyse, kalbin tutkularına olduğundan fazla bilimin kaidelerine tâbiyse, soru neredeyse harfiyen şuydu: onları hasta eden neydi? Tıbbi uzmanlık teknolojiden bahsediyordu ama neyi insanlar için hayatı yaşamaya değer kıldığından değil.
1960'ların sonlarında anti-psikiyatri hareketi çağdaş delilik tedavisine müdahale etme hevesine kapılıyorsa, bunun sebebi akıllıkta erişilebilir bir norm olarak insan ruhunu yoksullaştıran baskının var olmasıdır.
Anti-psikiyatrlara göre akıllığın çağdaş insanların nasıl olabileceklerine ya da olmaları gerektiğine dair bir tasavvur olarak mevcut versiyonları insanların hayatlarının çetrefilliğine hak ettiği değeri vermiyordu.
Toplum öylesine düzenlenmelidir ki insanın sosyal ve seven doğal yapısı, onun toplumsal varlığından ayrılmasın, onunla bütünleşebilsin. Eğer bu doğruysa göstermeye çalıştığım gibi insanın varoluş sorununun en sağlıklı ve doyumcul yanıtı sevgidir.