Belemir

Belemir
@sinirlibilim
Puan vermedi·312 syf.··
2024 3. kitabı
Yazacaklarım asla ilaçları bırakın mesajı değildir. Her hasta, hastalık ve tedavi yaklaşımı bireyseldir; hekiminize danışmadan ilaç bırakma kararı almayınız. Psikiyatri için kutsal kitap sayılan DSM’in oluşturulma sürecinde arka planda olan biteni anlatıyor. Klinik deneyim ve bilimsel çalışmaların ortaya konmasını beklerken sözlük anlamları üzerinden dönen tartışmalar şoka uğrattı. Kültür normlarına uymayan her davranışı anormal olarak addedip psikiyatrik hastalık olarak sınıflamaları, isimler üzerinde değişiklikler yapıp terminolojiyi daha esnek hale getirmeleri ve böylece hastalıklar toplumda yaygın biçimde göstermeleri... Bu yolda en büyük motivasyonları ise “hastalığa” verebilecek bir ilaçları olup olmaması. Bir ilacı satmadan önce, hastalığı satmak gerekir.
UtangaçlıkChristopher Layne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202219 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Giriş kitabı için fazla zor
Puan vermedi·176 syf.··
2023 29. kitabı
Kitap fenomenoloji için giriş niteliği taşıdığını iddia ediyor ancak konunun zorluğundan mı, yazarın kendi dilinden mi, yoksa çeviri kaynaklı mı anlayamadığım kitabın okuma zorluğu var. Kitabın az çok anlayabildiğim kısımlarından en çok "Bilim ve Yaşam Dünyası" bölümünü zevkle okudum. Genel olarak fenomenoloji okumak isteyenlere ben kitabı önermem, en azından ilk kitap olarak.
FenomenolojiDan Zahavi · Ayrıntı Yayınları · 202021 okunma
Haklı şiddet var mıdır?
Puan vermedi·184 syf.··
2023 27. kitabı
Bu romanın otobiyografik olması ve yazarın bu mesafesizliği, mesafeli bir hava yaratmış gibi geldi. Duygusallık beklerken yaşananların mantıklı bir çözümlemesine seyirci oldum. Bunu yaparken de şiddet, ırkçılık, homofobiyi mercek altına almış. Noel gecesi Kabiliyeli Reda tarafından tecavüze uğrayan, sonra ölümle yüzleşen Edouard kurban olarak, diğerleri gibi "yetişkin Arap erkek" diye ırkçı yaklaşımla kestirip atmadan, faili suçlamak yerine, onu aklamaya çalışır, aklamak ister aslında. Şiddetin kökenini coğrafyanın şiddetine bağlar. "Nefretle yaklaşılan insanların yazgısı, bilindiği üzere ve kaçınılmaz olarak nefret edilmeye  layık insanlara dönüşmektedir." der. Ben bu kadar "kaçınılmaz"  yaklaşımı aşırı buluyorum. İnsanların içinde bastırılmış saldırganlık içgüdülerine egemen olabilme tercihine sahip olduğumuzu düşünüyorum, kimileri için daha kolay, kimileri için daha zor. Bazı şeylerin tetiklemiş olması, şiddeti aklamaya çalışmak için yeterli gelmiyor. Haklı bir şiddet olduğuna inanmıyorum.
Şiddetin TarihiÉdouard Louis · Can Yayınları · 2023528 okunma
Bakımevi denilen insani enkaz toplama evi ve misafirleri insani paçavralar
Puan vermedi·114 syf.··
2023 26. kitabı
Kitabı okumadan, önyargılarımla tahminde bulunurken, duygusal ve kederine boğulmuş bir karakter tahayyül etmiştim. Ne kadar çok yanılmışım! Nefretle yazılan bir roman bu. “Hayatın adaletsizliğine, ona en büyük zararı verebilecek olan şeyle, entelektüel şiddet ve öfkeyle karşılık vermek gerekir.” diyor kitabın yazarı Rosales. Şizofreni tanısı alan Rosales, aslında bu kitapta da kendini, yaşadığı bakımevlerini, geçmişindeki Küba sürgününün izlerini yansıtır, içindeki öfkeyle, şiddetle, kötümserlikle. Kitabın sayfalarını çevirirken hissettiğim şey, merhamet, nefret, şefkat ve gaddarlığın tuhaf karışımı idi, tıpkı Rosales’in kendi hissini tariflediği gibi. Kitap boyunca o topyekûn sürgün olma durumunu, tüm hücrelerimde hissettim. Küba’ya dair duygularına ilginç bir şekilde bilinçaltından erişiyoruz, sık sık Fidel Castro ile yüz yüze geliyor rüyalarında. Ama beni, içine düştüğü yabancılaşma hissi daha çok etkiledi. Hayatın süprüntüsünün tıkıştırıldığı bakımevleri, kimsesizlik ve defolamama lüksünün bile olmayışının acıklı bir tezahürünü görüyoruz romanda. “Elime bir tabanca aldığımı hayal ediyorum. Dayıyorum şakağıma. Tetiği çekiyorum,” demişti Rosales bu kitapta. 6 Temmuz 1993 günü gerçek, bu cümlelerin yerini aldı.
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,421 okunma
İntiharı konuşmak zorundayız.
Puan vermedi·134 syf.··
2023 19. kitabı
İntihar hakkındaki tartışmalar genellikle hukuki, ahlaki, dini ve psikiyatrik boyutuyla ele alınmaktadır. Eskiden beri hayatın, Tanrı’nın bir armağanı olarak görülmesi nedeniyle intihar günah sayılarak birtakım dinler tarafından yasaklanmıştır. Hristiyanlar için insan yaşamı, yönetme hakkına sahip değildir, kullanma hakkına sahip olduğumuz bir şeydir, insana emanet edilen yaşamı yönetme hakkı yalnızca Tanrı’nın imtiyazındadır. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren, intiharın tedavi edilmesi gereken ruhsal bir bozukluk olduğu psikiyatrik görüşü popülerlik kazanmıştır. Aslında cevaplanması gereken temel felsefi sorun: “Hayatın yaşamaya değer olup olmadığıdır.” Hume: “Yaşamaya değer olduğu sürece hiç kimsenin hayatına son vereceğine inanmıyorum.” der, hayat bir külfet haline geldiğinde daha fazla sırtlanamaz ve buna son vermek gayet meşrudur. Eğer intihar etme hakkım olduğunu iddia ediyorsam, kendime tümüyle hakim olduğum iddiasını da taşırım. Ancak kendi benliğim ne olursa olsun ancak kısmen sahip olabilirim ona çünkü benliğim, aynı zamanda kendilerini seçemediğim insanlar ve olaylar tarafından şekillenir. Bizler başkalarına bağlı ussal varlıklarız. Bir kişinin kendi yaşamına sona erdirme kararı nasıl akla uygun olabilir? Ölüm asla deneyimleyemeyeceğimiz bir şey ve bu nedenle mevcut durumumuza göre daha iyi olduğunun değerlendirmesini yapabilmemiz mümkün değildir. Epikuros’un dediği gibi: “Ölüm varken, ben yokum; ben varken, ölüm yok.” Kendimizi boşluğun kucağına bırakabilme kapasitesi taşıyor olmamız, bizi insan kılan şeylerden biri olduğu düşünülebilir mi? Ciaron’a göre ise intihar insana özgü hasletlerden biridir, bir kurtuluştur. Hamlet’in sözleriyle gitgide hapishaneye dönüşen dünyamızda bir oksijen tüpüdür. İstediğimiz her an kendimizi öldürme gücünü elimizde tuttuğumuz
İntihar Üzerine NotlarSimon Critchley · Pharmakon Kitap · 2016119 okunma