Kimi onu, “yerinde içebilme temennileriyle” içer; kimi de, “hastalandığında şifa olsun” diye saklamayı seçer. Bazıları, “zemzemden sonra boğazından bir daha haram lokma geçmemesi kararlılığıyla”, bazıları da “hüsn-i hâtime yani güzel bir son iştiyakıyla” yudumlar. Kimileri ise dünyada zemzemi bahşeden Rabbinden, cennette de Kevser’i lütfetmesi niyazlarıyla..
Kâbe’nin yirmi metre kadar doğusunda, Makâm-ı İbrâhîm’e yakın bir yerde bulunan kuyu, günümüzde tavaf alanının altında kalmaktadır. Bir buçuk metre genişliğinde olan Zemzem Kuyusu’ndan binlerce yıldır milyonlarca metreküp su çekilmekte, kaynağı ise hâlâ tam olarak bilinmemektedir. Zemzem Kuyusu, yakınlarında bulunan irili ufaklı diğer kuyulara, mineral oranı dengesi ve kalitesi bakımından oldukça farklılık arz etmektedir. Kuyuya, çok bol miktarda su gelmektedir. Mucizevî bir şekilde, ne kadar su çekiliyorsa o kadar su vermeye devam etmektedir. Bilim adamlarına göre, zemzem suyunun uzun sürede bitme ihtimali söz konusu değildir.
Hac ve umrenin ikisine de “hac” denirdi. Kurban Bayramı’nda yapılana “Haccü’l-ekber” (Büyük Hac), umreye ise “Haccü’l-asğar” (Küçük Hac) denirdi. İmam Şâfiî’ye göre, umre yapmak, hiçbir ilim adamı tarafından terk edilmesine ruhsat verilmeyen bir sünnettir.
Kâbe Allah’ın evi, kalpler de O’nun nazargâhıdır. Hacı orada sürekli Kâbe’ye bakar, onun yüceliğini temaşa eder; Allah ise kulun kalbini gözetir, onu dikkate alır.