Abdullah b. Amr anlatıyor: “Resûlullah’ı Kâbe’yi tavaf ederken gördüm. O şöyle diyordu: “(Ey Kâbe)! Sen ne güzelsin ve kokun da ne güzel! Sen ne yücesin ve saygınlığın da ne yüce!..”
İslâm âlimleri ezanı olduğu ifade kalıplarından farklı bir şekle dönüştürmenin veya telaffuz etmenin caiz olmadığını vurgulamışlardır. Zaten aksi bir davranış, en basit anlamıyla ezanı anlamsızlaştırmak olur. Bu, Peygamber Efendimizin öğrettiği ve İslâm’ın evrenselliğinin simgesi olan “ezan-ı Muhammedî” olmaz. Çünkü "Ezanın dili evrenseldir."
Hangi millet ve ırktan olursa olsun, hangi coğrafya ya da ülkeden olursa olsun, ezanı duyan her Müslüman, duyduğu an onu anlar ve mesajını alır. Bu sebeple ezan-ı Muhammedî, bütün asırlarda Medine’de okunduğu ilk şekliyle yankılanarak gelmiş ve bütün Müslüman toplumlar tarafından o aslî hâliyle okunmaya devam edilmiştir.
Ortak bir dildir ezan; Ümmet-i Muhammed için bir şiar ve şuurdur.
Bir kimlik bilincidir ezan; vakitle birlikte insana ne olduğunu, nerede olduğunu bildirir.
Bir davettir o; huzura, şuura, kurtuluşa, sevgiye, sevgiliye ve kullukta özgürlüğe.
Bir dinginliktir o; duyan gönüllere, fıtratını arayanlara.
Ve bir işaret feneridir ezan yolunu yitirenlere; bir ışıktır karanlıkta kalmışlara; bir ulu sestir yalnızlara; çaresizlere bir müjdeli ışıktır veya vakti gözetenlere ya da sabahı bekleyenlere..