• Elazığ merkezli depremde vefat eden kardeşlerimize Allah rahmet eylesin, yaralananlara âcil şifa ihsan eylesin. Depremde zarar gören kardeşlerimize sabırlar ihsan eylesin, Rabbimiz onların kayıplarını telafi eylesin. Rabbimiz ülkemizi ve tüm Müslümanları görünür görünmez felaket, musibet ve âfetlerden muhafaza eylesin.

    Son zamanlarda ne kadar da çok deprem haberi alır olduk! Sadece deprem mi? Çin'de ortaya çıkan salgın hastalık haberleri, Müslümanların yeryüzünün şurasında burasında öldürülmesi, çeşitli ülkelerde iç savaşlar, terör olayları. Haberler hep bu türden üzücü olaylarla dolu.

    Gerek yeryüzünde depremlerin sıklığının artması gerekse benzer türden olaylar aklıma ister istemez Allah Resûlü'nün şu hadisini getiriyor:

    "İlim çekilip alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, fitneler ortaya çıkmadıkça, adam öldürme olayları çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır." (Buhârî, "Fiten", 23)

    Bu hadiste ifade edilen hususların neredeyse tamamını hemen her gün görüyoruz, duyuyoruz. Kısaca bakalım:

    1. İlmin alınması

    Bir başka hadiste Allah Resûlü şöyle buyuruyor:

    "Allah kullar arasından ilmi çekerek almaz, ancak [gerçek] âlimlerin ruhunu kabzetmek suretiyle ilmi alır. Geride âlim kalmayınca insanlar câhilleri reis edinir. Onlar kendilerine sorulan sorulara bilgisizce fetva verirler. Böylece hem kendileri sapar, hem başkalarını saptırırlar." (Buhârî, "İlim", 34; Müslim, "İlim", 13)

    Burada kastedilen ilim dinî konulara ilişkin ilimdir. Günümüzde dijital teknoloji sayesinde ilme ulaşmak kolaylaşmış, geçmişte yazma halde bulunan milyonlarca kitap basılı hale gelmiştir. Bu, dine ilişkin malumatın arttığını gösteriyor, ancak malumatın artması başka "ilmin azalması" başkadır. Her geçen gün bilgiye ulaşma yolları kolaylaşırken bu bilgiyi edinen, meleke haline getiren, hayatında uygulayan ve başkalarını aydınlatan âlim sayısı azalmaktadır. Günümüzde bilgi, kişisel kariyer, servet ve şöhret gibi yollara aracı kılınmaktadır. (İlminin hakkını veren âlimlerimizi, hocalarımızı tenzih ederim.)

    2. Depremlerin çoğalması

    Son bir haftadır ülkemizde yaşadığımız depremlerden tutun da hemen her gün haberlerde dünyanın bir yerinde yaşanan şiddetli deprem haberlerine varıncaya kadar yeryüzünde âfetlerin arttığı görülmektedir. Üstelik sadece depremler değil salgın hastalıklar, sel baskınları, şiddetli fırtınalar gibi âfetler de artmaktadır.

    3. Zamanın birbirine yaklaşması

    Bununla ne kastedildiği konusunda farklı yorumlar yapılmıştır. Yorumlar arasında iki tanesi öne çıkmaktadır:

    a) Zamanın bereketsizleşmesi

    Günümüzde herkes yapması gereken şeyler için zamanı olmadığından şikâyet ediyor. Herkes bir koşuşturmacanın içerisinde, hiç kimse zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamıyor. Ömür, kayan bir sabun gibi ellerimizin arasından kayıp gidiyor. Öğrenci ders çalışmak için zaman bulamıyor, işçi işini tamamlamak için zaman bulamıyor, işveren toplantılardan fırsat bulamıyor.

    b) Eski zamanlarda çok uzun vakit alan şeylerin çok kısa vakitte yapılabilir hale gelmesi.

    Eskiden bir ayda gidilen yere şimdi bir saatte gidilebiliyor. Eskiden haftalarca süren tarla sürme işi şimdi birkaç saatte yapılabiliyor. Bilim ve teknolojinin gelişmesi eski zamanda çok uzun süre alan işlerin kısa zamanda bitirilmesini sağlıyor.

    4. Fitnelerin ortaya çıkması

    Fitne çok anlamları bulunan bir kelimedir. Bu anlamlar arasında en çok öne çıkanı inanç noktasında sapkınlık, küfür, şirk, inkârcılık, ahlakî bozulma, yozlaşma, fertler, toplumlar ve devletler arasında iç savaşlar, anlaşmazlıklar, kargaşalar en başta akla gelen fitnelerdir. Allah Resûlü bir başka hadisinde bu fitne döneminde akşam mümin olarak yatan kimsenin sabah kâfir olarak kalkacağını, sabah mümin olarak kalkan kimsenin akşama kâfir olacağını belirterek en çok fitnenin, kargaşanın inanç alanında yaşanacağını belirtmektedir.

    (Müslim, "İman", 186; Ebu Davud, "Fİten", 1; Tirmizî, "Fiten", 30; İbn Mâce, "Fiten", 10)

    5. Öldürme olaylarının artması

    Yeryüzü iki büyük dünya savaşını bu yüzyılda gördü. Yeryüzünün en kanlı savaşları, terör olayları, katliamlar, soykırımların en büyükleri hep bu yüzyılda gerçekleşti. Bunların bir kısmına maalesef bizler de şahit olduk. Öyle ki öldüren niçin öldürdüğünü bilmiyor, ölen niçin öldüğünü bilmiyor.

    Sonuç:

    İnsanın bir birey olarak sonu olduğu gibi dünyanın da bir sonu olacak. İnsanın saçında, sakalında çıkan aklar, belinin bükülmesi, gözünün netliğini kaybetmesi ona ölümün yaklaştığını haber verdiği gibi dünya üzerinde yaşanan bir takım olaylar da dünyanın sonunun yaklaştığını haber vermektedir.

    İnanan bir kimse bu gerçek karşısında asla yılgınlığa, bıkkınlığa düşmez. Tam tersine bu gerçek onu, elini çabuk tutması, gaflet uykusundan uyanması, tembelliği üzerinden atması, iyilik adına yapması gereken şeyleri geciktirmemesi konusunda uyarır.

    Şuurlu mümin, Allah Resûlü'nün (s.a.v.) "kıyamet koparken bile olsa elinde fidan olan onu diksin" emri doğrultusunda kıyametin yakın veya uzak olmasına aldırış etmeksizin son anına kadar vazifesini yerine getirmeye, dünyayı yaşanılacak bir yer kılmaya çalışır. Elinden geldiği kadar fesadı önleme, salahı yayma peşinde olur.

    Mümin, "eyvah kıyamet geliyor" diye yaygara koparan, kıyamet bekleyen değil, kıyamet koparken bile olsa görevini aksatmayan kimsedir.

    Yeryüzünde insanlığın yaşadığı her bir olay, dinde yer alan açıklamaların bir hikâye olmadığını, bunların bir karşılığının olduğunu kör olmamış gözlere, mühürlenmemiş kalplere ispat eder. Rabbimiz şöyle buyurur:

    "İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur'an'ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?" (Fussilet, 53)

    Şimdi kenetlenme zamanı. Depremde zarar gören kardeşlerimize yardım etme, yaraları sarma zamanı.

    Rabbimiz bizleri görünür görünmez kaza, musibet, âfet ve belâlardan muhafaza eylesin.

    (Soner Duman/29.Cemâziyelevvel.1441/24.Ocak.2020/Cuma)
  • Sen bir aydın olarak nasıl olur da bu dine bu kadar dayanırsın? diyen aydınlara şunu demek istiyorum. " Benim sözünü ettiğim din, geçmişte tahakkuk etmiş ve toplumda hakim olan din değil; aksine sözünü ettiğim din, tarih boyunca topluma hakim olan dini ortadan kaldırmayı hedef edinmiş dindir. Şirk dininin her türlüsünü ortadan kaldırmak için kiyam eden peygamberlerin dininden söz ediyorum.
  • Bismillahirrahmânirrahîm
    --------------------------------------------
    (En'am; 6/63-64-65)
    (Mealen)
    63- De ki: "Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? (O zaman) O'na gizlice yalvararak “Eğer bizi bundan kurtarırsan biz elbette şükredenlerden oluruz” diye dua edersiniz.

    64- De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz (yine O'na) şirk koşarsınız.

    65- De ki: “O'nun size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azâb göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını taddırmaya gücü yeter.” Bak işte, anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!

    ***

    “De ki: Karanın; karanlıklarından sizi kim kurtarır?”

    Madde bedene âit örtülerin ve nefsânî sıfatların oluşturduğu perdelerden ve;

    *

    “Ve denizin karanlıklarından"

    Kalbin sıfatlarından ve akılların fikirlerinden oluşan perdelerden sizi kim kurtarır?

    *

    “O'na…duâ edersiniz…”

    Bu perdeleri açsın diye.

    *

    “Yalvararak…”

    Nefslerinizde O’na yalvarırsınız;

    *

    “Gizlice…”

    Gizli âleminizde ona yalvarırsınız ki;

    *

    “Eğer bizi bundan kurtarırsan…” bu perdelerden “…biz elbette şükredenlerden oluruz.”

    Kurtulma ni’metiyle istikâmet üzere olmak ve orada karar kılmak sûretiyle şükredenlerden oluruz.

    *

    “De ki: Ondan…sizi Allah kurtarır…”

    Sıfatlarının tecellilerinin nurlarıyla bu perdeleri açmak sûretiyle sizi kurtarır.

    *

    “Ve bütün sıkıntılardan…”

    İsti’dâdınızda bil-kuvve (potansiyel) olarak bulunan kemâlatınızı açığa çıkarmakla. Öyle ki izâfî varlığınızdan bir kalıntı kalırsa, bu sizin için keder nedeni olur.

    Çünkü siz izâfî varlıktan fenâ bulmaya ve bütünüyle (madde beden kayıtlarından) kurtulmaya yatkın bir isti’dâda sahipsiniz. Bunun nedeni de isti’dâdınızın gücü ve kemale yönelik şevkinizin etkin oluşudur.

    Bu yüzden, Allah sizi bu sıkıntılardan kurtarır.

    *

    “Sonra siz…”

    Bu şerefli makâmı öğrendikten, sizin için hazırlanan ni’metlerden haberdar olduktan sonra;

    “O'na şirk koşarsınız…”

    Nefslerinizi ve hevâlarınızı O’na ortak koşar, onlara taparsınız.

    *

    “De ki: O'nun size üstünüzden… bir azâb göndermeğe…gücü yeter.”

    Sizi düşüncelerle ve rûhânî örtülerle perdelemek sûretiyle cezâlandırmaya;

    *

    “Veya ayaklarınızın altından…”

    Sizi tâbiat örtüleriyle (nefsânî arzûlar ile) perdelemeye;

    *

    “Veyâ sizi birbirinize düşürmeye…”

    Sizi, ayrı gruplar haline getirip birbirinize düşürmeye, her grubu varoluş kuvvetlerinizden birinin dini üzere belirginleştirmeye ve diğer bir grubun karşısına dikilmesini sağlamaya, böylece aranızda kargaşa ve savaş çıkmasına neden olmaya gücü yetendir.

    Veyâ sizi farklı gruplar haline getirmeye, her bir grubun ayrı bir deccalin veya insan ya da cin kökenli bir şeytanın dini üzere olmasını, bu şeytanı imâm edinip peşinden gitmelerini sağlamaya kâdirdir.

    Veyâ nefslerinizi parçalamaya, farklı yönelimlere sevk etmeye, yani kuvvetlerinizden her birinin kendine özgü lezzetini tatmin etmek maksadıyla ayrı ayrı bir şekilde kalbi istila etmelerini sağlamaya;

    bir kuvvetin kalbi gazâba doğru çekmesine, öbürünün şehvete çekmesine, bir başkasının hırsa doğru çekmesine yol açmaya;

    böylece kalbin, her biri farklı bir yöne çeken bu kuvvetler arasında âciz, bî-tâb düşüp boğulmasına, onların avuçunda esir olmasına;

    bir kuvvetin lezzetini tatmin etmeye yeltendiğinde diğer kuvvetin engeline takılmasına;

    böylece kuvvetler arasında kargaşa çıkıp varlığınızın hercümerç olmasına yol açmaya gücü yeter.

    Çünkü, kuvvetler tek bir lidere boyun eğmeye razı olmadığı zaman kargaşa çıkar.

    Bu te'vile göre kuvvetlerin her biri, değişik din anlayışlarına bağlanmış bir veya birden çok fırka konumuna gelir ve bir şahıs gibi belirginleşmezler.

    Kuvvet, güç kimde ise, onun baskısına boyun eğerler, O onları emirlerle idare eder, sonra onların her birini olmaları gereken yerlerine döndürür, boyun eğen, emre amade olan kuvvetler olmasını sağlar.

    Derken, varlık ülkesi istikrara kavuşur, kalp sultanı yönetimde istikrar sağlar.

    Kur'ân-ı Kerîm Te'villeri
    Abdurrezzâk Kaşânî (k.s)
  • Halkın korkusunun ve cehaletinin ürünü olan din, şirk dinidir. Zira müşrik dindarlar, yani şirk dininin tebliğcileri; halkın uyanmasından, bilinçlenmesinden, alim olmalarından ve vaziyeti fark etmelerinden korkuyorlar. Halkın sadece sıradan ve her zamanki sabit bilgilere sahip olmasını ve bunun da kendi tekellerinde olmasını isterler. Çünkü halkın ilmî seviyesi ve bilinci arttıkça, şirk dini yok olacaktır.
  • Bir insanın kendi isteğiyle, gönlünden gelerek zillete razı olması için dinden daha iyi etken, daha iyi potansiyel ne olabilir ki? Mevcut durumu meşru gösteren, onu temize çıkaran her zaman şirk dini olmuştur.
  • Tarihte gücü elinde bulunduran zorbalar her zaman bu kaynakları(hukuki, ekonomik ve sosyal kaynaklar) tekeline almış ve çoğunluğu bundan mahrum bırakmıştır. Ama bu durum zamanla öyle bir hal alır ki, mevcut sistem zorla ve maddi kuvvetlerle muhafaza edilemez hale gelir. İşte tam bu sırada şirk dini, mevcut durumu koruma görevini üstlenir.
  • Bakara Sûresi / 186.Ayet

    186. (Resûlüm!) Kullarım sana beni soracak olurlarsa (bilsinler ki) ben, şüphesiz onlara çok yakınım. (İsterse gönlünden geçirsin.) Bana dua edenin duasına icabet eder (kabul eder)im. O halde onlar da benim davetimi kabul ed(ip bana itaat et)sinler ve bana iman(da sebat) etsinler. Tâ ki bu sayede doğru yola (kurtuluşa) ulaşmış olsunlar.

    -Tefsir:
    Allahu Teâlâ kullarına ilmiyle, rahmetiyle, lütuf ve ihsanıyla çok yakındır; yeter ki kullar emirlerine itaatten uzaklaşmasın, iman ve ameline riyâ, münâfıklık ve şirk karıştırmasın, ihlaslı olsunlar. O’nun koyduğu sınırları da murâbıt olup korusunlar.4 İşte kim Allah’a bağlanır, O’nun kendileri için koyduğu dinî ilkeleri muhafaza eder ve dua ile O’na sığınırsa, O da onu yüceltir ve yalnız bırakmaz.5 Böylece Yaradan’ın yaratılana olan icabet vaadi gerçeklik kazanır.
  • Bana, “Bir aydın olarak sen, nasıl dine bu kadar sarılıyorsun?” diyen aydınlara da şunu söylemek istiyorum: “Ben bir dinden söz ediyorsam, bilin ki, geçmişte topluma hükmetmiş olan herhangi bir dinden değil, bu dini ortadan kaldırmayı hedefleyen dinden söz ediyorum. Peygamberleri, her tür şirki ortadan kaldırmak için çalışmış olan dini kastediyorum. Ancak sözünü ettiğim din, hiçbir zaman sosyal hayat bakımından tam olarak toplumda hayat bulamamıştır. Benim dile getirmek istediğim bu konudaki şu sorumluluğumuzdur: Tevhid peygamberlerinin yaptığı gibi, muhafazakâr ve uyuşturucu şirk dinini kaldırıp yerine tevhid dinini ikame etmek için çaba göstermek, bizim ve gelecekteki insanların insanî sorumluluğudur.”