“Kıskançlık, aşkın panzehiridir. Tabii eğer kıskandığınız da size sizin kadar aşıksa… O lahza müzik başlar. Ayağınıza serilir nağmeler. Müzik, aşığın sırtını sıvazlar. Aşığa yağmuru, güneşi düşündürür. Tüylerini dikenlendirir. İnsanı hep sonbahara ikna eder şarkılar. Aşıksa şayet. Ki aşıktır insan. Aşık olmayan, insandan sayılır mı hiç?”
“İçimden binbir his geleceğini söylüyor. Fakat içimde bir his, geleceğinden kuşkulu. Neden diğer sıhhatli hislerim dururken gidip de o bir deri bir kemik hisse kulak veriyorum?”
“-Peki… İnsanlara, dünyaya küssen bile niçin, nasıl alıkoyuyorsun kendini hayattan?
-Daha da incinmemek, acı çekmemek için.
- Böylesi daha çok acı vermiyor mu?
- Yalnızlığın acısı, başka bir insanın verebileceği acıdan daha saf, daha temiz.”
“Aynı havayı değil aynı ateşi solumaktır aşk. Her nefeste biraz daha zehirlenmektir. Kanının değil ruhunun kaynamasıdır aşk. Eriyememek, yok olamamaktır. Kavurucu bir çileye saplanmaktır. Dünyayı yakıp kül ettiğini sanırken yalnızca kendinin katili olmaktır. Aynı ateşin sevişen iki arsız alevi olmaktır aşk. Daimi bir kavgaya tutuşmaktır. Hiddetle çarpışmak, çarpıştıkça çoğalmaktır. Nefessiz kalıncaya dek yanmak. Ölmek için yalvarmak. Ölememek ve yaşayamamaktır aşk.”