Birbirinin içine geçen öykülerden oluşuyor kitabımız, ben ise size iki tanesinden bahsedeceğim bugün. Hikayemiz, kitaba adını veren Mimoza Meyhanesi'nde açıyor kapılarını bizlere. O andan itibaren kendimizi türlü türlü sebeplerle alkolün kucağına bırakmış insanların hikayelerinin arasında buluyoruz.
Ama Kavukçu dikkatimizi Ressam Rasim'in üzerine çekiyor.
Rasim'in son demleri, son dostlukları, son kadehleri, onun deyimi ile son "elli gram"ları. Eşinin ise son çırpınışları... Bir babanın alkolü, çocuğuna kendi yok oluşunu izletmeye tercih etmesi... Mimoza'daki dostunun son görevleri...
Mimoza'nın her akşam müdavimlerinden olan Rasim bu illetin pençesinden bir türlü kurtulamamıştır. Belki onun da Mimoza'daki herkes gibi bir sebebi vardır, ya da sadece keyfi için her akşam oradadır bilinmez. Bilinen bir şey var ki, maddi imkansızlığa rağmen meyhanede peçetelere resim çizerek de olsa o günkü nevalesini çıkaracak kadar bağımlısı olmuştur Rasim buranın. Eşi ise onu bu durumdan kurtarmak için çare aramaktadır. Köyde yapmaya başladıkları evde yaşamaya başladıklarında Rasim'i meyhaneden uzak tutabileceğini düşünse de, Rasim'in gideceği yol çoktan çizilmiştir... Mimoza Rasim'in alkol ile olan bağında sadece bir mekandır, Rasim ve onun gibiler için her yer zaten Mimoza'dır. Rasim'in hayattan silinişinin hikayesini anlatıyor Kavukçu ilk öyküde bizlere.
Kitabın ikinci öyküsü olan Zamansızlık ise bizleri gerçek ile rüya aleminin arasındaki bir çizgide yolculuğa çıkarıyor. Annesi alzheimer hastası olan kahramanımız annesi ile vakit geçirdiği sırada bir anda uyuyakalır ve rüyasında tıpkı annesi gibi zaman ve mekan mefhumunu yitirir. Neyin gerçek neyin hayal olduğunun birbirine girdiği bu öyküde kaybolmak da bize düşer.
Çok temiz bir dili var yazarın, okurken su gibi akıp gidiyor.