Benim en mühim kolladığım, pek nazik bir mesele var ki; onu da zikretmeyi faydalı bulurum: Mustafa Kemal Paşa'nın hüsn-i idaresi... İstanbul bütün kuvvetiyle kendisine yükleniyor. Her tarafa emirler, gazetelerle neşriyat. Aleyhine yapılan tecavüzler yetişmiyormuş gibi hayatına suikast hazırlanıyor veya öyle propaganda ile tedhiş ediliyor. Şark kendisini tanımıyor. O azlediliyor yerine beni tayin ediyorlar, onun için derdest emri veriliyor, bana icra vazifesi veriyorlar. O Sivas'a gitmek için benim kuvvetime ve nüfuzuma muhtaç; hatta bütün muhitiyle iaşelerinde dahi muavenetime muhtaç. “O Kemal Paşa ki Harb-i Umumi'de muhtelif cephelerde Ordu Kumandanlığı yapmış, muvaffakiyetler kazanmış, mafevkleriyle didişmiş, hemhizalarını hırpalamış.” Bu noktalar da pek hassas. Hususiyle birkaç gün evveline kadar bana da âmir... İşte bu müteselsil sebeplerle rencide olmasından, benimle arada bir su-i tefehhüm husulünden çok endişe ediyorum. Onu kırmamak için elimden gelen her inceliği yapıyorum. Ve onu millî cereyanın başına getirmek için de vazifemi yaptım ve yapıyorum.