'Kültürümüzü muasır medeniyet seviyesi üstüne çıkaracağız,' derken samimiydi. Vaktiyle Erzurum'da, Sivas'ta ve Ankara'da konuştuğu gibi geleceği başka bir zirveden temaşa ediyordu. Atatürk devrimini gerçek yapan bu sonsuz güven duygusudur, bu başarı azmi ve inancıdır. Bu yolda tabiatıyla çatışmalar, geçici hayal kırıklıkları olacaktır, fakat sonunda Türk milleti medeniyetin ön safında ilerleyen, yaratan bir millet haline gelecektir. Atatürkçülük budur, buna inanmaktır.
Sıfırla Nasıl Tanıştım:
Onunla 1928 veya 1929'da Pertev Naili vasıtasıyla tanıştım. O zaman Darülfünun talebesiydim. Pertev'in liseden hocası olduğu için arasıra evine giderdi. Pertev, o zamanki samimiyetimiz dolayısıyla beni ve Orhan Şaik'i de Sıfıra götürmüş, tanıştırmıştı. O sırada yegâne ihtilafi-mız Fuad Köprülü'nün Türk edebiyatındaki bilgisi üze-rindeydi. Hususî ve hissî bir meseleden dolayı Köprülü'ye düşman olan Sıfır onu çekiştirir, zımnen cehlini ileri sürer, biz de aksi tezi müdafaa ettiğimiz için arada tartış-malar olurdu.
1930'da Türkiyat Enstitüsü'ne asistan olduğum zaman ahbaplığımız yine devam etti. Enstitüye gelir, bana ve öteki asistan Abdülkadir İnan'a Türk edebiyatı hakkında bazı şeyler sorup öğrenir ve aramızda her hangi bir sızıltı ve münaferet olmazdı. Bilâkis herkesin nabzına göre şer-bet vermesini daha o zamandan beri bildiği ve meclisin-dekileri eğlendirmekte üstad olduğu için kendisinden hoşlanırdık.
Sıfırın Bana Düşmanlığı:
"Orhun"un 21 Mart 1934 tarihli beşinci sayısında yayınladığım bir yazı üzerine Sıfır bana düşman oldu. "Alaylı Alimler" başlığını taşıyan bu tenkit yazısı onun "Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış" adlı pek cahilane ve vahim hatâlarla dolu eserinin mahiyetini ortaya koyan sert bir makaleydi. Sertliğinin sebebi de bu kitabın lise-lere kabul olunacağı hakkındaki söylentinin günden güne büyümesiydi "Sıfır" o zaman Dil Kurumu'nda Türkçeyi tahrible uğraşan heyet arasında bulunduğu ve huzurda ga-zeller okuyarak göze girmiş olduğu için bu kitap hakika-ten liselerin resmî ders kitabı olabilirdi. Böyle bir faciayı önlemek için vicdanî bir vazife yaptım ve sert bir yazıyla işi açığa vurarak belki de hakikaten bir kültür trajedisini önlemiş oldum. İşte Sıfır bana bu yüzden düşman olmuş, hattâ o zaman beni mahkemeye vermek istemiş,
Demokrat Parti döneminde Halil Öz toprak ile Malatya Müftüsü arasındaki polemik, Alevilerin "cüretinin muhtemel sonuçlarını haber vermekteydi. "Alevinin selamı alınmaz", "alışveriş edilmez", "kestiği yenmez", "köyünden geçen suyla tarla sulanmaz" gibi yerel dinî otoritelerce tembih olunan, cumhuriyetin ilk yıllarında belki bir parça geriye atılmış önyargılar, Demokrat Parti'nin vaadeylediği inanç hürriyetini kullanmaya yeltenen ilk yazılı girişimlerin ardından olanca hışmıyla geri dönmüştü. 50'li yıllar boyunca bu gerilim sadece Maraş ve Malatya 'da değil, Erzurum, Erzincan, Sivas, Yozgat, Tokat, Çorum gibi Alevi ve Sünnilerin "birlikte" yaşadıkları bölgelerde yoğun bir şekilde hissedilmekteydi. Fikret Otyam'ın '60'lı yıllarda Maraş, Malatya yöresine dair tanıklıkları, Alevi-Sünni rekabetinin çokpartili siyaset denemeleriyle birlikte yükselen gerilimine dair uyarılarla doludur.
Barış günü insan hakkı yenirse
Köroğlu' nun sözü dinlenmelidir
Sivas ilinin Banaz köyünden
Pir sultan abdal dirilmelidir
Ah günüm yetse görmeye seni
Seni övmeye gücüm yetse
Barış çağı altın çağ
Son ozanı ben olayım bu özlemin
Bu özlem bitse
Kumaş üzerine boncuklar ve sırma iplikler ile işlemeler yapılmıştır………..
Boru boncuklarla pul boncuklar arasında dalgalı olarak işlenmiş sırmalar görümceyi simgeler. Görümcenin arada bir ortalığı karıştırdığını ifade eden bir süslemedir.
Sayfa 189 - *Peşli gelin tarafından düğün gününde ve çeyiz gösterirken giyilir.·Kitabı okudu