‘’ Lekeyi çıkaran Leke ‘’
Bir şeyin siyah olduğunu söyleyenler ile beyaz olduğunu söyleyenler aslında birlikte aynı gündemin içini doldurmuş oluyor ve son tahlilde, çok daha gerekli başka şeylerin konuşulmasına da yine birlikte engel teşkil ediyor. Saatlerce nelerin yanlış olduğunu konuşmak, çok uzun süredir yaşayarak gördüğümüz gibi bizi doğrulara eriştirmiyor. Biz genellikle yanlışların az ya da çok farkında olan ama vaktini o yanlışlardan kurtarıp doğrularını inşa etmeye vakit bulamayan bir yerde yaşıyoruz. Burası ne içimizi serinletecek kadar cehennemden uzak bir yer, ne de içimizi ısıtacak kadar cennete yakın bir yer… Belki sadece tedirginlik verici bir Araf! Bizi daha fazla insan edecek kelimelere bugün de sahibiz ama onları daha ziyade kişiliğimizi stilize edecek birer aksesuar gibi kullanıyoruz. “İnsanlarda hiç ahlak kalmadı!” dedi tepeden bakan biri. “Belki de sen aşırı stokladığından bulamıyorlar!” diye lafı gediğine koydu yavaşça diğeri. İyi kelimeleri kötü kelimelerden ayırmaya yetecek kadar bilincimiz var; ama bu, o iyi kelimelerden iyi haller üretmemize yetmiyor. Bütün uğraşımız, güncelin sivri uçlarının gövdelerimizi kanatmasını engellemeye çalışmaktan ibaret… Oysa o yaraların açılması ve acının insanlığımızın derinlerine kadar inmesi gerekiyor belki de! Ortaya atılan her toplumsal sorunun otomatikman yanında ya da karşısında olmak, bizi kaçınılmaz biçimde reflekslerimizin esiri kılıyor. Nerede duracağımıza topluca karar veremeyiz. Hakkı batıldan, ahlakî olanı olmayandan, yanlışı doğrudan ayırmak mecburiyeti, yeryüzü varedildiğinden bu yana herkesin kendi başına girdiği bir imtihanın gereğidir. Kimseyi incitmemek için keskin tarafından daima kendisi tutuyordu kelimelerin. “Nasıl bu kadar acımasız biri olabildin?” diye sordu biri. Düşündü ve hatırlayamadı
Duygu ve Düşünce
“Rengini bilmek için dengini bulman gerek Yoksa tüm renkler siyah”
Reklam
Kraliyet Mastürbasyonu Efsaneye göre, evren siyah, ilkel, kaotik bir çorba olarak başladı ve hiçliğin dışında bir yumurta oluştu ve bu yumurta tanrı Atum’u fırlattı. Atum’un bilinç kazanmak üzerine yaptığı ilk iş mastürbasyon oldu. Sperminden onun evreni yaratmasına ve yönetmesine yardım eden tanrıların ırkı ortaya çıktı. Ejakülasyonun (boşalma) yaratılışın itici gücü olduğu fikri, Eski Mısır toplumu için o kadar önemliydi ki, Nil’in akışını Atum’un tanrısal eylemiyle ilişkilendirdiler. Firavun Ra’nın görevi dünyayı ve tanrıların dengelerini korumalarına yardımcı olmaktı. Atum’un her yıl yapması gereken en zorlu işlerden biri, Nil’in can veren gücünü sürdürmesine ve akmasını sağlamasına yardımcı olmak için yeniden ve yeniden boşalmaktı. Tanrı Nim bayramında Firavun, halkla birlikte bu çok önemli ve kutsal töreni gerçekleştirmek için Nil kıyılarına inerdi. Firavun, nehir kıyısında yürür, soyunur ve mastürbasyon yapardı; özellikle de, meninin, karaya değil nehrin dibine düşmesi önemliydi. Daha sonra törene katılan bütün erkekler aynı şeyi yapardı. Böylece, nehrin canlandırıcı gücünün krallıklarını koruduğunu ve başka bir yıl için bol miktarda hasat sağlayacağını umarlardı.
Alıntı
20 Temmuz 1971'de Francisco Presedo adlı bir arkeolog, kendisine dünya çapında ün kazandıran bir keşif yaptı. İspanya'nın güneyindeki Granada eyaletindeki Baza şehrinde, Cerro del Santuario adlı bir tepedeki nekropolde yaptığı kazılar sırasında, 2,60 metre genişliğinde ve 1,80 metre derinliğinde bir oyuk açtı. İçeride, silahlar da dahil olmak üzere zengin bir dizi mezar eşyasıyla birlikte oturan bir kadının boyalı bir heykelini buldu; bunların hepsi yaklaşık 2.400 yıldır orada yatıyordu. Presedo, MÖ 4. ve 2. yüzyıllar arasında İber Yarımadası'nın güneydoğu bölgesinde yaşayan Roma öncesi bir halk olan Bastetani'ye ait bir sanatçı tarafından yapılmış muhteşem bir heykel olan Baza Hanımı (la Dama de Baza) olarak bilinen şeyi yeni bulmuştu. Adı, aynı dönemde yapılmış daha ünlü bir başka heykel olan Elche Hanımı'nı anımsatıyor. Arkeolog, dehşete düşerek heykelin orijinal renklerinin her saat solduğunu hemen fark etti. Presedo bir kutu saç spreyi aldı ve Baza Hanımı'nı bununla kapladı. Ancak şimdi, bilim insanları renk paletini geri kazandırmak için 21. yüzyıl teknolojisini kullanıyorlar. Bu, Baza Hanımı'nı "toplumun üst ve zengin sınıflarını temsil eden, seçkin, gerçek bir İber kadınının görüntüsü" olarak görmeyi mümkün kıldı. Raporda, "Kadının yaratıldığı ve boyandığı atölyenin, yüzünü ve ellerini nüanslı cilt tonlarında boyayarak ve pelerini ve tunikini gerçekten giyilen renklere boyayarak [gerçek kadının] fiziksel görünümünü ve kıyafetini sadakatle yeniden üretmek istediği" belirtiliyor. Bu yöntem ayrıca heykelde kullanılan pigmentleri belirlemeye de yardımcı oldu: Mısır mavisi için kalsiyum bakır silikat, kırmızı için cinnabar, toprak için toprak, beyaz için alçı ve siyah için kömür. Ayrıca mücevherleri gümüş gibi göstermek için onları kaplayan çok ince bakır yaprak
Görmemek için bakan, mavi, siyah, ela, göz! Köre görünse şaşmam, sana görünmeyen öz!
Önce Evlat, Sonra Ben — Siyah Kalemden Baba kelimesi, anne kelimesi dünyanın en basit kelimesi gibi görünür. Söylerken bile anne ve baba deriz. Hani derler ya, “Anne olduğun zaman anlarsın.” Hani derler ya, “Baba olduğun zaman babalık duygusunu anlarsın.” Hep söylenen sözlerdir. Gerçekten de öyledir. İnsanın evladı olduğu zaman her şey değişir. Bazen ister istemez kendinden bile ödün verirsin. Çünkü hayatın kanunu budur. Önce evlat dersin, sonra ben dersin. Onun mutluluğu için çabalarsın, onun geleceği için yorulursun, onun bir gülüşü için dünyaları verirsin. Bazen bunu çok düşünüyorum. Bir yerde bir yanlış mı var, bir hata mı var? Hep vermek, hep vermek... Anne baba olmak biraz da budur. Çocuklarımıza veririz. Sevgimizi veririz, emeğimizi veririz, ömrümüzü veririz. Büyürler, kendi ayakları üzerinde dururlar, evlenirler, yuva kurarlar. Sonra insan kendi kendine soruyor: O çocuk senin kapını çalıyor mu? Kapında duruyor mu? Seni soruyor mu? Bir hâlini hatırını soruyor mu? Bazı evlatlar var, çok nankör oluyor. Bazı anne babalar da nankör oluyor. Bazen insanlar gerçekten nankör oluyor. Oysa unutulan bir şey var: İnsan bugün güçlü olabilir, yarın muhtaç olabilir. Bugün genç olabilir, yarın yaşlanabilir. Hayat döner dolaşır, insanı kendi yaptıklarıyla karşılaştırır. Anne ve baba olmak fedakârlığın adıdır. Evlat olmak ise vefanın. Fedakârlık vefa ile buluşmadığında geriye kırılmış kalpler kalır. Çünkü anne babanın beklediği şey servet değildir, hediye değildir; sadece hatırlanmaktır, sadece bir "Nasılsın?" sözüdür. Hayatın en büyük zenginliği sevilmek değil, unutulmamaktır. Siyah Kalem...
Reklam
Reklam