SPOİLER İÇERİR!!
Hayatın Sessiz Defteri: Tarihi Hoşça kal Lokantası Üzerine
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda bitmez, aksine asıl o zaman başlar. Şermin Yaşar’ın Tarihi Hoşçakal Lokantası da tam olarak böyle bir kitap. Okurunu yalnızca öykülerle değil, hayatın içinden çekip çıkarılmış anlarla karşılayan; her satırında gündelik olanın içindeki derinliği fısıldayan bir eser. Yazarla ilk tanışmam Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu ile oldu. O kitap, bende bir kapı araladı. Tarihi Hoşça kal Lokantası ise o kapıdan içeri girip, insan hikâyeleriyle dolu bir eve yerleşmemi sağladı. Bu yüzden artık Şermin Yaşar’ın bütün kitaplarını okuma isteği, basit bir meraktan çok, bir tür vefa borcu gibi hissediliyor.
Bu kitapta anlatılan insanlar, herhangi biri değil. Onlar; mahallede selamlaştığımız ama hikâyesini hiç sormadığımız, yanından geçip gittiğimiz, çoğu zaman fark etmediğimiz hayatlar. Yazar, bu hayatları görünür kılarken büyük olaylara yaslanmıyor; tam tersine, küçük anların, sıradan gibi görünen durumların içini açıyor. Ve tam da bu yüzden okur, kendini bu öykülerin içinde yakalıyor.
Öykülerden birinde karşımıza çıkan bakkal, kitabın en çarpıcı imgelerinden biri. O bakkal sadece bir dükkân değil; mahallenin hafızası, yoksulluğun defteri, dayanışmanın sessiz tanığı. Şerife ablanın aşure yapmak için her şeyden “azar azar” alışı, o azar azarların deftere yazıldıkça nasıl büyüdüğü, hesabın uzadıkça uzaması… Bunlar yalnızca ekonomik bir durumun anlatımı değil; yoksulluğun matematiği, hayatta kalmanın ince hesabı. O defter, sadece borçların değil, insanların umutlarının, mahcubiyetlerinin ve birbirine tutunma çabasının kaydı gibi duruyor.
Topal Seyit’in hikâyesi ise insanın içini acıtan bir sessizlikle anlatılıyor. Küçük yaşta bacağını traktörün altında kaybeden bir