Sayenin Güncesi

Sayenin Güncesi
@siyahsaye
Bir gün gerçekler hayallerden daha güzel olacak.
Mütercim-Tercüman
Fransızca Mütercim-Tercümanlık
8 Mayıs
226 okur puanı
Ekim 2022 tarihinde katıldı
Charlie’nin Kalbi IQ’sundan Büyüktü
Puan vermedi·325 syf.··
2026 14. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 20:25
İnsan Olmak mı, Zeki Olmak mı? Bazıları Her Şeyi Bilir, Hiçbir Şeyi Hissetmez. Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda hikâye biter. Bazıları ise son sayfadan sonra asıl hikâyeyi zihninizde başlatır. Algernon'a Çiçekler benim için ikinci türden bir kitaptı.Charlie Gordon'un satırlarıyla başlayan bu yolculuk, yalnızca bir zekâ deneyinin hikâyesi değil; insan olmanın, anlaşılmanın, sevilmenin ve yalnızlığın ne demek olduğuna dair derin bir sorgulama. Romanın en etkileyici taraflarından biri de anlatım biçimi. Charlie'nin ilerleme raporları, onun zihnindeki dönüşümün aynası gibi. İlk sayfalardaki kırık dökük cümleler, yazım hataları ve çocukça saflık zamanla yerini karmaşık düşüncelere, derin analizlere ve acı verici farkındalıklara bırakıyor. Okur olarak sadece bir karakterin değişimine tanık olmuyor, adeta onun zihninin içinde yürüyorsunuz.Ameliyattan önce Charlie'nin dünyası küçüktü ama huzurluydu. İnsanların ona güldüğünü değil, onunla güldüğünü sanıyordu. Sevildiğine inanıyordu. Oysa zekâsı arttıkça gerçekler de birer birer görünür hâle geldi. Bazen cehaletin bir perde değil, aynı zamanda bir sığınak olduğunu düşündüm. Çünkü bazı gerçekleri görmek, onları bilmemekten çok daha ağır olabiliyor.Kitap boyunca kendime sürekli şu soruyu sordum: İnsan gerçekten ne kadar bilirse o kadar mı mutlu olur? Charlie'nin yükselen zekâsı, ona kapılar açarken aynı zamanda insanlarla arasına görünmez duvarlar da örüyor. Çünkü zekâ, çoğu zaman insanı kalabalıklara değil, yalnızlığa yaklaştırıyor. İnsanların anlayamadıkları şeylerden ürktüklerini, kendilerinden farklı olanı dışlamaya ne kadar meyilli olduklarını bir kez daha fark ediyoruz.Romanın en vurucu yanı ise Charlie'nin yaşadıklarının yalnızca ona ait olmaması. Hepimiz hayatımızın bir döneminde birilerinin eğlencesi,
1000Kitap
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
6/10
·293 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 11:39
Bu kitabı okurken herkesle aynı şeyi hissetmedim. Hamnet’i okurken en çok düşündüğüm şey hikâyenin kendisinden çok çevirisiydi.Kitabın konusu zaten uzun zamandır karşıma çıkıyordu. Bu yüzden okumaya başladığımda kendimi hikâyeye bırakmak yerine ister istemez çeviri tercihlerini takip ederken buldum. Özellikle “duygudaşlık”, “flu”, “yenişemiyorlar” gibi bazı kelime seçimleri okuma ritmimi sık sık böldü. Kimi okurlar için oldukça doğal gelebilir ama benim kulağımı tırmalayan kullanımlar oldu.İlginç olan şu ki, bazı bölümlerde dil son derece akıcı ve etkileyiciyken bazı bölümlerde sanki bambaşka bir metin okuyormuşum hissine kapıldım. Hatta yer yer ilk kısmı başka, ikinci kısmı başka biri çevirmiş gibi düşündüm. Noktalama hataları da bu hissi güçlendirdi.Bu yüzden kitabın ilk bölümlerinde karakterlerle duygusal bir bağ kurmakta zorlandım. Sürekli metnin kendisine değil, metnin Türkçesine takılıyordum. Kitap bana biraz fazla “çeviri kokan” bir metin gibi geldi.Fakat yaklaşık bir hafta boyunca elimde süründürdükten sonra bir noktada çeviriyi düşünmeyi bıraktım. Metnin kusurlarıyla uğraşmak yerine hikâyenin içine girmeye karar verdim. İşte o zaman Hamnet’in anlatmak istediği şeye yaklaşabildim. Sonuç olarak benim için Hamnet kusursuz bir okuma deneyimi olmadı. Ancak çeviriyle yaşadığım mesafeye rağmen yas, aile ve kayıp üzerine anlattıklarıyla aklımda kalan bir kitap oldu.
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,4bin okunma
6/10
·448 syf.··
2026 4. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 03:25
Türk fantastik edebiyatına karşı yıllardır süregelen bir önyargı olduğu bir gerçek. Genellikle “yeterince derin değil”, “taklit hissi veriyor” ya da “dünya kurma zayıf” gibi düşüncelerle yaklaşılıyor. Açıkçası ben de bu önyargıya sahip olan okurlardan biriydim. Üstelik çok fazla fantastik kitap okuyan biri de değilim. Bu yüzden Su Tanrısının Gelini’ni okurken beklentim oldukça temkinliydi. Ancak kitap, bu önyargımı büyük ölçüde kırmayı başardı.Roman, adından da anlaşılacağı üzere mitolojik ve fantastik unsurları merkeze alan bir dünyada geçiyor. Fakat bunu yaparken okuru bilgi bombardımanına tutmuyor. Fantastik evren yavaş yavaş, sindirilebilir bir şekilde açılıyor. Fantastik türle çok haşır neşir olmayan bir okur için bu büyük bir artı. Karmaşık isimler, zorlayıcı kavramlar ya da sürekli açıklama gerektiren detaylar yerine, hikâyenin akışıyla birlikte dünyayı tanımaya başlıyorsunuz. Bu da kitabı “zor” değil, aksine akıcı kılıyor.Yazarın en güçlü yanlarından biri, atmosfer yaratımı. Su, tanrılar, kader ve insan iradesi gibi temalar hikâyenin arka planında sürekli hissediliyor. Okurken sadece olayları değil, o dünyanın ruhunu da algılıyorsunuz. Bu atmosfer, kitabın fantastik yönünü taşıyan en önemli unsur. Büyük iddialı sahnelerden çok, hissettirdiği duygu ile etkileyen bir anlatımı var. Karakterler açısından bakıldığında, özellikle ana karakterin yaşadığı içsel çatışmalar dikkat çekici. Onu sadece fantastik bir kaderin parçası olarak değil, duyguları ve tereddütleri olan bir insan olarak okuyoruz. Bu da hikâyeyi daha gerçek ve bağ kurulabilir hâle getiriyor. Fantastik unsurlar ön planda olsa bile, karakterlerin duygusal yönleri hikâyeyi dengeliyor.Dil ve anlatım oldukça sade. Süslü cümlelerden kaçınılmış, bu da kitabın temposunu canlı tutuyor. Yer yer romantik ve
Duygu ve Düşünce
Su Tanrısı’nın Gelini 1Rümeysa Demirkutlu · Pukka Yayınları · 2025189 okunma
7/10
·176 syf.··
2026 3. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 18:15
SPOİLER İÇERİR!! Hayatın Sessiz Defteri: Tarihi Hoşça kal Lokantası Üzerine Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda bitmez, aksine asıl o zaman başlar. Şermin Yaşar’ın Tarihi Hoşçakal Lokantası da tam olarak böyle bir kitap. Okurunu yalnızca öykülerle değil, hayatın içinden çekip çıkarılmış anlarla karşılayan; her satırında gündelik olanın içindeki derinliği fısıldayan bir eser. Yazarla ilk tanışmam Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu ile oldu. O kitap, bende bir kapı araladı. Tarihi Hoşça kal Lokantası ise o kapıdan içeri girip, insan hikâyeleriyle dolu bir eve yerleşmemi sağladı. Bu yüzden artık Şermin Yaşar’ın bütün kitaplarını okuma isteği, basit bir meraktan çok, bir tür vefa borcu gibi hissediliyor. Bu kitapta anlatılan insanlar, herhangi biri değil. Onlar; mahallede selamlaştığımız ama hikâyesini hiç sormadığımız, yanından geçip gittiğimiz, çoğu zaman fark etmediğimiz hayatlar. Yazar, bu hayatları görünür kılarken büyük olaylara yaslanmıyor; tam tersine, küçük anların, sıradan gibi görünen durumların içini açıyor. Ve tam da bu yüzden okur, kendini bu öykülerin içinde yakalıyor. Öykülerden birinde karşımıza çıkan bakkal, kitabın en çarpıcı imgelerinden biri. O bakkal sadece bir dükkân değil; mahallenin hafızası, yoksulluğun defteri, dayanışmanın sessiz tanığı. Şerife ablanın aşure yapmak için her şeyden “azar azar” alışı, o azar azarların deftere yazıldıkça nasıl büyüdüğü, hesabın uzadıkça uzaması… Bunlar yalnızca ekonomik bir durumun anlatımı değil; yoksulluğun matematiği, hayatta kalmanın ince hesabı. O defter, sadece borçların değil, insanların umutlarının, mahcubiyetlerinin ve birbirine tutunma çabasının kaydı gibi duruyor. Topal Seyit’in hikâyesi ise insanın içini acıtan bir sessizlikle anlatılıyor. Küçük yaşta bacağını traktörün altında kaybeden bir
Duygu ve Düşünce
Tarihi Hoşça Kal LokantasıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20248,1bin okunma
Hayatın Kıyısında Biriken İnsalar
10/10
·168 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2026 21:08
SPOİLER İÇERİR Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu: Hayatın Kıyısında Biriken İnsanlar Şermin Yaşar’ın Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu adlı kitabı, okurun eline alır almaz “bir öykü okuyup bırakayım” niyetiyle açtığı ama kısa sürede kendini sayfaların içinde kaybettiği nadir kitaplardan. Dilinin yalınlığı bir aldatmaca adeta; çünkü bu sadeliğin altında, insanın en derin yerlerine dokunan bir sızı gizli. Hikâyeler ne bağırıyor ne de ağlıyor; sessizce, usulca anlatıyor derdini. Ama tam da bu yüzden kalbe daha sert çarpıyor. Kitaba adını veren “Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu”, daha ilk sayfalarda okurun kalbini avucunun içine alıyor. Sevdiği kadını hayattayken doya doya sevememiş, ama ölümden sonra bile ona sadakatle tutunmuş bir adamın hikâyesi bu. Sevgi, burada yüksek sesle söylenmiş bir kelime değil; bir albümün arasına sıkıştırılmış bir fotoğraf, bir vasiyetin içine gizlenmiş bir cümle. “Albüm kapandığında yanaklarımız birbirine değsin, dudaklarımız öpüşmüş olsun” cümlesi, sevginin en naif, en mahcup, en içe dönük hâli. Adam, hayata karşı suskun; ama aşka karşı fazlasıyla konuşkan. Ölüm bile bu bağlılığı susturamıyor. Göçüp gidenleri biriktirirken aslında kendi yalnızlığını, yarım kalmışlığını saklıyor. Son Durak, günümüz insanının zihnine kazınmış korkuların, temkinin ve şüphenin ete kemiğe bürünmüş hâli. Son durağa kadar inmeyen bir adam… Bir yabancıyı, bir kadını, sadece ihtimallerden korumak için kendi yolunu uzatan bir insan. Okurken insanın içi sıkışıyor; “Acaba?” diye diye ilerliyoruz satırlarda. Çünkü artık iyi niyet bile sorgulanır hâle gelmiş bu coğrafyada. Sonunda otobüs şoförünün kızın abisi çıkması, okurun yüzünde buruk bir tebessüm bırakıyor. Hem rahatlıyoruz hem utanıyoruz. Şüpheyle örülmüş zihinlerimizin aynası tutuluyor yüzümüze. Bu öykü, günümüz
Duygu/Düşünce
Göçüp Gidenler KoleksiyoncusuŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202413,2bin okunma