İlk sayfalarda "beş yaşındaki bir çocuğun günlüğünü okumak gibi hissettiriyor" diye söyleniyorken çok geçmeden bunun yalnız bir çocuğun anlattıklarından ibaret olmadığını, hayata, insana dair derin bir mercek görevi gördüğünü fark ettim.
Son sayfaları okuduktan sonra ise içimde bir sancı kalmıştı.
Bu incelemeyi kitabın bütününe değil, kahramanımız, minik Zézé üzerine yapıyorum:
Öğretmeninin "Çünkü eşsiz bir yüreğin var Zeze." ve Portuga'nın "Böylesine duyarlı bir çocuk görmedim ben." demesine rağmen neden Zeze kendisini bir "şeytan" olarak görüyordu? Neden kötü bir çocuk olduğuna bu derece inanmıştı?
Portuga'nın dediği gibi "Bir çocuk nasıl olur da büyük insanların sorunlarını böylesine anlayıp benimseyebilir. Bunu hiç görmedim!" Zeze, etrafını gözlemleyebilen ve insanları "anlayabilen" bir çocuk. Lakin iş kendisine gelince başkalarına inanıyor. Bu yönüyle saflığını, çocukluğunu öyle yansıtıyor ki şu cümleyi düşünmeden edemiyorum: "çocuklarınıza onları sevmediğinizi söylediğinizde sizi sevmeyi bırakmazlar, kendilerini sevmeyi bırakırlar."
Zeze'yi kötü bir çocuk olarak etiketleyen yaramazlıklarını okurken Naruto animesinin kahramanı geldi gözümün önüne.
Sadece dikkat çekmek, bir tepki görmek için yaptığı yaramazlıklar.. kalbinin kötülüğünden değil, insanlardan olumsuz da olsa bir "varlığını görüyorum" geribildirimini almak için devam ettiği davranışlar..
Naruto kabul görmeye ihtiyaç duyan bir çocuktu, Zeze ise sevgiye aç bir çocuk..
Nitekim Naruto kabul gördüğünde ve Zeze ilk defa sevildiğini hissettiğinde bu yaramazlıkları son bulmuştu.
Dikkat ederseniz, sevildiğinde değil, sevildiğini hissettiğinde dedim.
Zeze sevilmeyen bir çocuk değildi. Lakin bunu ona gösteremediler.
Kalpte olan açığa çıkmadıktan sonra bir etkisi olmuyor...
José Mauro de Vasconcelos