*Olsun, dört bin olsun. Buna da pek ufak denmez, öyle değil mi? Peki bunun adalet neresinde? Rusya'da daha babanız gibi bir sürü in san var. Şimdi siz kendiniz karar verin komutanım, her gırtlak yemek ister mi, istemez mi. Sizin yemek istediğiniz gibi her insan da yemek ister. Siz nasıl doymak isterseniz, her çeşit insan da öylece doymak ister. Hani, kısrağına yem vermezse hayvanını açlığa alıştıracağını sanan Çingene'nin hikâyesini biliyorsunuzdur. İşte, herif dokuz gün açlığa alıştırmaya çalışmış hayvanı, onuncu gün bir de bakmış ki at nalları dikmiş... Çarlık idaresi zamanında baştan aşağı her iş tersi-neydi, yoksul halk da çok eziliyordu. Babanıza dört bin dönüm pay ayırdılar çörekten, ama o da bizim gibi basit insanlardan daha fazla-sını, iki kişinin yiyeceğini yiyemez ki. Halka yazık, Bolşevikler doğru yolda gidiyor, halbuki siz dövüşmekten söz ediyorsunuz…."
Sar beni, üşüyorum... (Öykü)
Eskiden çok seviyordum o şiiri. Şimdi daha çok seviyorum. Vallahi üstümü başımı yırtacağım, avazım çıktığı kadar bağıracam. Bağırmak istiyorum çünkü. Öyle normal bağırmak değil. Mahalleye anons
Çöplükler onların olsun, gökyüzü bizim ..
Son zamanlarda etrafıma bakıyorum da, herkeste bir telaş, bir koşturmaca, birilerini geçme derdi... Hırs gözlerini bürümüş, kim kimin üstüne basıp yükselecek diye pusuya yatmışlar. Arkadaşlar, şu bir gerçek ki benim bu dünyada kimseyle bir yarışım yok. Atınızı mı koşturuyorsunuz, birbirinizi mi yiyorsunuz, ne yapıyorsanız yapın. Pist de sizin olsun, madalyalar da. Beni bu ucuz yarışların içine çekmeye çalışmayın. Herkes kendi çöplüğünde ne yapıyorsa yapsın, beni hiç alakadar etmiyor. Kim lüks içinde, kim daha çok alkış alıyor, kim hangi vitrinde kendini(!) sergiliyor... İnanın zerre umurumda değil. Ben kendi dünyamı kurmuşum, o dünyada huzurum var, kendi doğrularım var, başımı yastığa koyduğumda dinlediğim o temiz vicdanın sesi var. Sizin(bazıları) o şatafatlı ama içi boş hırslarınız, benim o sakin köşemin yanından bile geçemez. Ama tek bir şartım var: Bana bulaşmayın. Kendi sınırları çizilmiş, kendi halinde yaşayan bir insanı sessiz diye saf sanmayın. Ben o defterleri çoktan kapattım, o gürültülü yollardan yürümeyi uzun zaman önce bıraktım. Herkes kendi çöplüğünün horozu olsun, bana dokunmayan yılan bin yaşasın da demem ama ha…. ucu bana dokunmadığı sürece kimin ne yaptığı cidden umurumda değil… Ben bu ruhu sokakların tozundan, hayatın gerçek yüzünden aldım. Kimsenin onayına ihtiyacım yok, kimsenin arkasından iş çevirecek kadar vaktim de yok. Benim tek derdim kendimle. Kendimi dünümden daha iyi yapabiliyorsam, gerisi tamamen teferruat. Gölge etmeyin, kendi yolunuzda yürüyün, bana bulaşmayın; yeter. Vesselam…
Alıntı
HANGİSİ ÖNCE; BİLGİ Mİ, DÜŞÜNCE Mİ?
**Bilgi, hem “düşünce faaliyeti”nin ürünü, hem de düşünce faaliyeti için “gerekli olan”dır. Başka bir ifadeyle; düşünme faaliyeti “bilgi” ile mümkün olduğu gibi, bilgi de ancak “düşünme faaliyeti”
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 3, Temmuz 1996), ‘Bilgi ve Düşünce Faaliyeti’ Hakkında Mülâkat, (Mülâkat soruları, Salih Mirzabeyoğlu’nun KÜLTÜR DAVAMIZ –Temel Meseleler- isimli eserinin 3. basımının 93–96 sahifelerinden iktibas edilmiştir.)
Akademya Yazıları
Ümitsizlikle boğuştuğum günlerden birindeydim. Her şey üst üste geliyordu. Emek emek kurduğum hayatım bir anda yerle bir olmuştu ve ben sanki gerçek bir enkazın altında kalmış, sahip olduğum her şeyi
Duygu ve Düşünce