‘Çok gülen mutludur, çok ağlayan mutsuzdur.’ yazıyordu — oldukça tek yanlı bir görüş, ama her ne kadar basmakalıp sözün dik alası olsa da, basit doğruluğu yüzünden hiç unutamadım. Bu yüzden neşeli ruh hali ne zaman gelirse gelsin, -ki asla yanlış zamanda gelmez- içeri girmesine izin vermeden önce, hoşnut olmak için her bakımdan bir nedenimizin bulunup bulunmadığını öğrenmek istediğimiz için ve önemli sorunlarımızda rahatsız edilmekten korktuğumuz için ciddi ciddi düşünmektense -ki bunlarla neyi düzelteceğimiz de çok belirsizdir- ona tüm kapıları açmak gerekir: Neşelilik doğrudan doğruya bir kazançtır. Yalnızca o, mutluluğun nakit parasıdır ve tüm ötekiler gibi sadece bir banka senedi değildir; çünkü yalnızca o, doğrudan doğruya şimdiki zamanda mutlu eder; bundan dolayı öz için en yüce mülktür, gerçekliği iki sonsuz zaman arasında bölünemez bir şimdiki zaman biçimindedir.
…kusursuz sağlığı korumaya çaba göstermeliyiz ki bunun bir ürünü olarak, neşelilik çiçeği açsın. Bunun aracı da, bilindiği gibi, her türlü aşırılıktan ve sefahatten, her türlü şiddetli ve hoş olmayan duygu devinimlerinden ve büyük ya da kalıcı zihinsel zorlanmalardan kaçınmak, günde en az iki saat açık havada hızlı devinimde bulunmak, sık sık soğuk banyo yapmak ve benzeri sağlık kurallarıdır.
Herkesin içinde yaşadığı dünya, öncelikle kendi kendisinin kavrayışına bağlıdır, bu yüzden kafaların farklılığına göre yönlenir: Bu farklılığa göre yoksul, dar ve sığ ya da zengin, ilginç ve anlam dolu olabilir. Örneğin biri, yaşamında karşısına ilginç olaylar çıkan bir başkasını bu yüzden kıskanırsa, onu daha çok, bu olaylara onun betimleyişi içinde sahip oldukları önemi kazandırmış olan kavrayış yetisinden ötürü kıskanmalıdır: Çünkü akıllı bir kafada böyle ilginç bir biçimde görülen aynı olay, sığ bir kafanın sıradanlığıyla kavrandığında, sadece günlük yaşamın yavan bir sahnesi olacaktır.