Bir saat geçmişti ve yapılacaklar listeme bir madde bile ekleyememiştim. Aslında yaşamıyordum. çalışıyor, yemek yiyor, uyuyor, uyanıyordum. Ara sıra yemek yediğim için ara sıra da işiyor ve sıçıyordum. Yemek yiyebilmek için çalışıyor, çalıştığım için yoruluyor ve dinlenmem, uyumam gerekiyordu. Uyuduğum için de bir ara mecbur uyanmam gerekiyordu. "Gerekenler" dışında ben, kocaman bir hiçtim. Nefes alıp vermek için yaşıyordum. Kıldığım namazlar beni cennete iletse bile, cennette ne isteyecektim, bilmiyordum. Bu dünyada her şeyi yapacak imkanım varken bile yapacak bir şey bulamıyordum.
Zaten bir kitabı on kere okumak, on farklı kitap okumaktan yeğdir. Kitabı ilk okuduğunuzda kitap hakkında fikir sahibi olursunuz. İkinci kez okuduğunuzda anlamaya başlarsınız. Üç ve daha sonraki okumalarda fark etme süreci başlar. İşte gerçekten kitap okumaya da bu süreçte başlarsınız. Sizin bir çırpıda okuduğunuz paragrafı yazan yazar, o paragrafı yazmak için saatlerce düşünmüştür. Bir yerlerine sıkıştırdığı benzetmelerin, ironilerin, kişileştirmelerin tamamını ilk okuduğunuzda görmeniz imkansızdır. Olay örgüsünün büyüleyiciliği sizi yazarın sanatından uzaklaştırır. Oysaki yazarın derdi, olay örgüsünü sanatıyla anlatmaktır.
Enerjilerin kokuları vardır, bilir misin? Mesela neşe frambuaz gibi kokar. Güven lavanta, rahatlık yasemin, korku peynir, üzüntü paslı demir, endişe sirke, öfke küf, yalnızlık bozuk yumurta gibi kokar. Bu kokuları siz de alıyorsunuz fakat algılayamıyorsunuz.
Üzgünüm, beş duyu organınızı da kullanıyorsunuz ama hepsinde yetersizsiniz.
Lassie (Hektor)
İnsanları çok iyi anladığım söylenemezdi. Sizin deyimleriniz, ironileriniz, benzetmeleriniz benim için çok fazlaydı. Ben duyduğumu olduğu gibi algılardım. Hal böyleyken bana söylediğiniz cümleleri bir duysanız insanlığınızdan utanırdınız. Mesela Makul yerime geçmemi isterse "Yerine geç" derdi, anlardım. Halbuki İş...
Sana bir diyalog anlatayım da daha iyi anla.
Makul yerlere paspas atıyorken ayağa kalkarsam "Yerine geç ve bekle" derdi. Ne kadar basit değil mi? Basit cümleler, basit kipler!
İş, yerlere paspas atıyorken ayağa kalkarsam "Niye ayağa kalktın?" diye sorardı. Cevabı basitti: "Canım öyle istedi!"
"Paspas atıyorum görmüyor musun?" Görürdüm.
"Ben sana kalkma demedim mi?" diye sorardı. "Evet, dedin." olarak cevaplanırdı.
"Hiç laf dinlemiyorsun" der ve kızardı. Halbuki her sorduğu soruya cevap verirdim.
Lassie (Hektor)