Jeff'in kusuru aşırı nezaketiydi. Kadınlar onun gözünde mükemmel varlıklar olduğundan sürekli olarak onları "korumanın" ya da "hizmet etmenin" fırsatını kolluyordu. Bu kadınların ise ne korunmaya ne de hizmete ihtiyacı vardı. Huzur ve bolluk içinde yaşayan güçlü kadınlardı onlar, bizse onların misafirleri, tutsaklarıydık ve tamamen onlara muhtaçtık.
Bu kadınların neler başardıklarını gördükçe bizim o gurur duyduğumuz erkekliğimizle ancak başarabildiklerimizden giderek daha az gurur duyuyordum.
Görüyorsunuz ya, hiç savaşları olmamıştı onların. Hiç kralları, papazları ya da aristokratları da olmamıştı. Kardeşti onlar, gelişiyorlarsa da birlikte gelişiyorlardı, rekabetten değil, birlikten.
O çok sevdiğimiz "dişi cazibe" denen şeyin aslında dişilikle hiçbir alakası yokru, aksine bu, bizi memnun etmek için geliştirilmiş -çünkü bizi memnun etmelidirler ya-, erkekliğin bir yansımasından ibaretti ve bu kadınların asıl amaçları için kesinlikle önem taşımayan bir ayrıntıydı.
O yoksa oyun masasına oturasım gelmezdi. Milletle yine uğraşırdım, ama hemen sinirlenip üzerime oynamaya başlarlardı. Cebimdeki parayı bitirip beni üzebileceklerini filan sanıyorlardı herhalde. Ben, beni sevmediğini bildiğim karımla aynı evde iki yıl yaşadım, kendi kararımla oturduğum masada kaybettiğim para beni üzer mi?