sıla

sıla
@slanurdgc
Bir Gölgenin Portresi
7/10
·208 syf.··
2025 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2025 21:25
Virginia Woolf'un 1922 yılında yayımlanan Jacob'ın Odası, modernist edebiyata yeni bir soluk getiren önemli bir eserdir. Woolf, bu eserde geleneksel olay örgüsü anlayışından uzaklaşmış, parçalı, şiirsel ve çağrışımsal bir dil kullanarak bilinç akışı tekniğiyle yeni bir biçim yaratmayı hedeflemiştir. Kitabın parçalı ve katmanlı yapısı, zaman ve mekân unsurlarıyla okuru bağlantılar kurmaya, düşünmeye itiyor. Romanın merkezinde Jacob Flanders karakteri yer alıyor. Romanı ilginç kılan nokta ise tam olarak burada. Jacob karakteri adeta bir gölge gibi. Onu kendi iç dünyasından değil, etrafındaki insanların gözlem ve söylemlerinden tanımaya çalışıyoruz. Yaşamı; çocukluğundan başlayarak, üniversite hayatı, seyahatleri ve arkadaşlıkları çerçevesinde anlatılmış. Ancak karaktere dair derin psikolojik ve içsel gözlemler bulunmuyor. Sadece onun çevresindeki insanların düşündükleri ve Jacob hakkındaki gözlemleri var. Ana karakter Jacob, ama Jacob tam olarak kim? Karakteri nasıl biri? Ne sever, ne sevmez? Annesinin, arkadaşlarının, sevgilisinin düşündüğü gibi biri mi? gibi sorular üzerine oldukça düşündüm. Woolf, ana karakterle birlikte diğer insanların onu nasıl şekillendirdiğini de sorgulamamızı sağlıyor. Ancak Jacob’u tam olarak tanıyamıyoruz. Peki, Jacob’un gölgede bırakılmasının sebebi ne olabilir? Yazıldığı döneme bakarsak, I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki toplum atmosferinin etkisi eserde oldukça belirgin. Dönemin atmosferini düşündüğümüzde Jacob’un gölgede bırakılması, aslında insanların yalnızca birer toplumsal figür olarak kalmasını, savaşın getirdiği psikolojik ve toplumsal sorunlar nedeniyle bireyin yalnızlığını ve önemsizliğini vurgulamak istemesinden kaynaklanıyor olabilir. Aynı zamanda insan varoluşunun geçiciliğini de… Doğrudan savaşın içinde geçen bir roman değil
Jacob'ın OdasıVirginia Woolf · İş Bankası Kültür Yayınları · 2024577 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Özgürlük zorunludur."
9/10
·329 syf.··
2024 35. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2024 01:57
Profesör yazarın kaleme aldığı ilk romanı. Ne yazık ki yayınevleri zamanında basmayı reddettiğinden , kitap yazarın ölümünden sonra yayımlanmış. Yazar aslında "Jane Eyre" ile tanınmıştır. Bu kitap için kullandığı takma adı ise "Currer Bell." Kitabın konusu ailesinden dışlanan ve destek göremeyen genç bir adamın, toplumun beklentilerini reddedip istediği alanda var olmaya çalışmasını, kişisel gelişimini ve azmini konu alıyor. İlk kitabı olması nedeniyle edebi açıdan bakılırsa anlatım yönünden zayıf olan noktalarını sadece karmaşık yapıda ve uzun cümleler barındırmasında buldum. Bu da çok tekrarlanmamış, sadece bazı kısımlarda görebiliriz. Onun dışında anlatımı gayet akıcıydı. Bu kitaptaki ana karakter güçlü kalmaya çalışan, temele kendi kişisel gelişimini koyan, toplumun iş kalıplarını reddederek kendisinin istediği ilgi alanlarında ekonomik özgürlük arayan genç bir adam. Bu karakterin, erkek egemenliğine girmeyi istemeyen, kuracakları hayatta beraber çabalayacakları bir kadına aşık olması ile iki güçlü karakter birleşimi görüyoruz. Güzellik , çekicilik ve estetik kaygısı olmayan; zekası , azmi ve ahlakıyla öne çıkan karakterler.Yazar ,kendi özgürlük arayışında olan bu karakterlere sağlam bir psikolojik dayanıklılık da eklemiş. Yaşanılan dönemde İngiltere koşulları ve aynı zamanda , dünyanın genel durumu, koşulları çok eleştirel ve farklı bakış açılarıyla sunulmuş. Bu bakış açılarıda karakterlerin aralarında geçen diyaloglarda çok zevkli bir şekilde birleştirilmişti. Bu konuda şu alıntıyı çok beğendim: "Evrensel bir yurtseverim: benim ülkem dünya. " (syf.286) Yazarın kendi hayatından da izler taşıyan, kendi kişisel deneyimlerinden de kesitler bulabildiğimiz güzel bir eser.Umudun önemini, azmin kararlılığını, özgür olmanın hafifliğini
ProfesörCharlotte Brontë · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020977 okunma
10/10
·464 syf.··
2024 29. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2024 19:24
"Din, toplum, doğa , insanın mücadele ettiği üç alandır." Bu üçlemenin son kitabı Deniz İşçileri 1866 yılında yayımlanmış ve Victor Hugo'nun sürgünde olduğu dönemde yazmış olduğu bir eserdir. Konusu sürgün edildiği Guernsey adasındaki denizciler üzerine şekillenmiştir. Kitapta büyük ölçüde doğa ön plandadır. Ana karakter olan Gilliatt'ın sevdiği kadını kazanabilmek umuduyla , batmış bir geminin makinesini kurtarmaya çalışmasını konu alıyor. Gilliatt'ın bu zorlu görevde karşılaştığı zorluklar, engeller insanın doğaya karşı savunmasızlığını vurguluyor. Doğanın ön planda tutulduğu bu eser aynı zamanda bir karakter üzerinden yalnızlık ve kahramanlık konularını da çok güçlü bir şekilde yapılandırmış. Bir insanın kararlılığı, azmi ve mücadelesini de konu ediniyor. Diğer karakterler üzerinden, ikiyüzlülüğü, çalışkanlığı, umudu ve dolandırıcılık gibi durumları da yazarın derin gözlemleri ve ayrıntılı anlatımıyla okuyabiliyoruz. Victor Hugo'nun karakteristik üslubu, çok canlı anlatımı, şaşırılacak kadar iyi betimlemeleri vardı. Doğayı da temele aldığını hatırlarsak, betimlemeler kitabı çok güzelleştirmiş. Kitapta şaşırdığım bir başka nokta şu oldu : yazarın denizcilik konusunda bu kadar bilgili oluşu ve bunları tamamlayıcı bir biçimde sunması .Bir geminin yapımından, makinesine kadar kusursuz bir anlatım... Aynı zamanda kitabın içerisinde doğa kadar, siyaset , din , mitoloji, felsefeyi de görebiliyorsunuz. Toplumun içinde bulunduğu durum, dönemin koşullarıda çok iyi yer edinmiş ve anlatılmıştı. Bir başka vurgu ise doğa ve insan yaşamının aslında pek de farklı olmadığı. "Kader nerede başlar? Doğa nerede biter ? Bir olay ile bir mevsim, bir keder ile bir yağmur, bir erdem ile bir yıldız arasında ne fark vardır?"(syf.290) Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı. Tavsiye
Deniz İşçileriVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,507 okunma
10/10
·144 syf.··
2024 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2024 23:15
Her sayfada o küçücük halinize dair çok şey bulabileceğiniz, bildiğiniz veya bilmediğiniz birçok travmanızı da fark edebileceğiniz bir eser. Gelecekte olduğumuz insanın, çocuklukta yaşadıklarımızla ilişkisi olduğunu hepimiz biliriz. Ama yine de olumsuz her detayın bir çocuğun üzerinde ne kadar etki bıraktığını ve bu konunun ne kadar derin olduğunu fark etmenizi sağlayacak bir kitap. Küçük bir çocuğun ailesinden beklediği tek şey sevgi ve kabul edilmek. Ciddi ve ağır bir sorumluluk : çocuk büyütmek. Kendi çocukluk dönemlerinde duygu yoksunluklarını gideremeyen anne/ babalar , çocukları olduğunda onları kolayca şekillendirip, olmasını istediği insana dönüştürüyorlar. Oysaki yapmaları gereken tek şey onları olduğu gibi kabul etmek. Kendileri gibi olmasını sağlayacak alanlar açmak. Şekillendirmemek. Günümüz deyimi ile 'terbiye etme' adı altında onları ezmemek. Aksi takdirde gelecekte oldukları kişiyi sevmiyorlar, kim olduklarını bilmiyorlar, kendilerini tanımıyorlar. Çünkü doğdukları evin içerisinde anne/ babaların özgüven takviyesi görevini üstleniyorlar. Sonu ise gelecekte bunalımlı ve mutsuz bireyler yetiştirmekle sonuçlanıyor. Anne/babanın da suçu olmayan bir durum diyelim, çünkü onlarda iyi büyümemişse eğer ,bildiklerini çocuklarına uygularlar.Bu durumda yapmamız gereken tek şey kendimize sarılmak. Bu karmaşayı çözmeye cesaret edebilmek ve çocuklukta bastırdığımız duygularla yüzleşmek. Bunu da terapi yoluyla zor ve uzun bir süreç olsa da başarabileceğimizi söylüyor yazar. Bunun ağır yanı ,duygularla yüzleşilebilir evet ama çocukluğunuzu geri getirmiyor. Peki ya yetenek kavramı ? "Yetenek"dendiğinde aklımıza genelde belirli bir alanda bireyde bulunan beceri gelir. Peki bu kavrama başka bir bakış açısı ile yaklaşırsak ? Yani bir çocuğun sevgisizlik
Yetenekli Çocuğun DramıAlice Miller · Profil Yayıncılık · 20213,919 okunma
Huzursuzluğun Bestesi...
9/10
·160 syf.··
2023 6. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2023 10:24
Çünkü mahur beste küçük ve kısa şeklinde insanın tenine yapışan o acı çığlıklardan biriydi. -Ahmet Hamdi Tanpınar Bu kitap üçlemenin ilk kitabı(Huzur ve Sahnenin Dışındakiler) Üçleme bu kitapta temel buluyor. Tanpınar Tanzimat Dönemi ile yaşanan keskin dönüşleri, Batıyı her alanda örnek alarak taklidine yaklaşmayı, aklımıza gelebilecek her alanda yaşanan değişiklikleri karakterleriyle özdeşleşmiş biçimde okura sunmuş. Tanpınar dönemi kısaca okuruna :" Bu dönemin yönetimi böyleydi, insanlara şu etkisi oldu, bu dönem budur alın bakın " der gibi şiirsel ve yormayan bir üslupla anlatıyor. Beni etkileyen etmen ise hem dönemi açıkca anlatabilmesi hem de bu döneme uygun olarak karakterlerin iç dünyasını bu kadar güzel birleştirebilmesi oldu. Bir başka kısım ise karakterler arasında geçen konuşma bölümleriydi. Düşündüren dönemi merak ettiren bir yapıdaydı. Bu dönem tabiki boyle dümdüz aktarılmıyor.Olaylar ana karakterimiz Behçet bey ve onun çevresi üzerinden anlatılıyor. Kitapta her kesimden ve her ruh halinden biraz biraz bulmak mümkün. Karakterler Tanzimatın verdiği şartlarla yenilikçi ama aynı zamanda benliğini ve kültürünü kaybetmek istemeyen tipler olarak karşımıza çıkıyor. Yönetici sınıfının farklı kademelerinden karakterler verilmesi yine bize dönemin herkesi farklı etkilediğinin göstergesi. Dindar, dünyacı ya da batıyı örnek alan ya da bütün bunlardan kaçıp kendi içine çekilen ve o zamanın kaderine dayattığı koşullara boyun eğen karakterlerimizle dönemi ve insanlara etkisini anlayabiliyoruz. Olay örgüsü bakımından çok bahsedecek konu olmadığından spoiler vermek istemiyorum. Aynı zamanda okumadan önce biraz dönemi araştırıp, gelişmelerini öğrenmek anlamanıza daha yardımcı olur diye düşünüyorum. İyi okumalar.
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20198,3bin okunma