avuç içlerime zehirler içirdim bugün
parmak uçlarımdan fışkırdı zemzem
benim de mucizem buydu seninki gibi
inanmazsın tabii
şahidim yoktu bu yüzden yıkandım o suyla
yedi kere kendi etrafımda döndüm
kutsadım kendimi
kurban etmek için kendime yine beni seçtim
kendi boğazıma dayamışken bıçağı
gökten bir melek indi elleri dolu
bana: "bunu kurban etmeni buyurdu tanrı" dedi
ve gitti kaçarcasına
gökten getirdiği bendim
cebimdeki son kuruşları bir dilenciye verdim
ne de olsa ben kurbanım artık
sırtımda ince bir sızı hissettim
bir hançer saplanmıştı sanki
-oysa ben zaten kurbandım ne gerek vardı buna-
içinde kayboluyorum senin ağ-
acının
yapraklar çatlıyor her dokunuşta, her şey sarı
ellerinin kesildiği yerde
ben en çok da kaybettiğimiz baharı özlüyorum
sesini bir seher vaktinde kaybetmiştir çocuk
rüzgâr'ın fırtınaya dönmesidir bu
tüm bakışlar solukça yeşeriyor
gözlerinin ağacından, toprak kuru
bir örümceğin ağından çıkmış bulutlar rutubet kokuyor
yalnızlığımı paylaştığım odamın içine sığınmış gibi
peygamber gülüyor o an
ben gülmüyorum, al örümceğini git evimden