Okuma serüvenimin yer altı edebiyatı furyası döneminde, kitap altı çizme/alıntılama deneyimim olmuştu. Çok kısa bir dönemdi benim için ve geldiği gibi hızlı bir şekilde geri gitti.
Ayda bir maaş çekme günü banka dönüşü annemin aldığı Muzaffer İzgü kitapları beni ben yapan en güzel anılardandır.
Okulda aç kalıp harçlığımla kitap almam o kadar normal bir durumdu ki, aile bireylerim hala okul çıkışı “açım ne yemek var” diye böğürerek eve girmemin taklidini yapar.
Benim için kitap almak bu kadar değerli bir şeyken üstünü çizme düşüncesi çok yanlış geldi tabi bir süre sonra. Alıntıları deftere yazma girişimim de oldu ama okul, kurs, iş ve sosyal hayat döngüsü içerisinde okumaya ortam yaratma imkanım olmuyordu o dönem. Zamanında M4’te kapıya dayanıp kitap okumaya çalışan, “ne yapıyo bu slk” dediğiniz kişilerden biri de ben olabilirim bu yüzden.
Şimdi bakıyorum da her şeyde olduğu gibi bunda da çocuk aklımla o zamanın sükse yaratan kalıplarına uymaya çalışmışım sadece. Yoksa yani insanın değer verdiği şeye özenli davranması niye yanlış gelmiş ki bana.
Ps. Siz yine de çizin, ben her türlü okurum.
Neyse bu kadardı, teşekkürler.