Selen

Senin çok güzel, çok seyrek rastlanılan türden sessiz, memnun, onaylayan ve yönelttiğin kişiyi çok mutlu eden bir gülüşün de vardır. Çocukluğumda bana doğrudan nasip olduğunu anımsamıyorum ama olmuştur sanırım, çünkü o zamanlar gözüne henüz masum göründüğüm ve büyük umudun olduğuma göre, bu gülümsemeyi benden neden esirgeyecektin ki?
Reklam
Koltuğundan dünyayı yönetiyordun. Senin fikrin doğruydu, başka her fikir çılgıncaydı, aşırıydı, kaçıklıktı, normal değildi. Bu arada özgüvenin öylesine büyüktü ki, tutarlı davranma zorunluluğu hissetmiyor, ama yine de haklılıkta diretmekten vazgeçmiyordun. Bir konuda hiçbir fikre sahip olmadığın da olurdu, bu yüzden konuyla ilgili olası tüm fikirler istisnasız yanlış olmak zorundaydı.
Her durumda biz seninle çok farklıydık ve bu farklılığımız yüzünden birbirimiz için öylesine tehlikeliydik ki, ağır gelişen bir çocuk olan benim ve senin gibi gelişimini tamamlamış bir adamın birbirlerine ileride nasıl davranacaklarını önceden hesaplamak istese, senin beni benden geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde düpedüz ayaklarının altına alıp ezebileceğini varsayabilirdi.
Hem beni sanki olanlar benim suçummuş gibi suçluyorsun; ben sanki bir dümen kırışıyla her şeyi farklı tesis edebilirmişim, seninse olanlarda zerre kadar suçun yokmuş, varsa da bana karşı çok iyi davranmanmış gibi yapıyorsun.
Schiller'in kahramanı iyi yürekli insanlarla da bu hep böyle olur: İnsanı son ana kadar tavus kuşu tüyleriyle donatırlar, son ana kadar hep kötülük değil iyilik beklerler; ve her ne kadar madalyonun öbür yüzünde ne olduğunu hissetseler de asla kendilerine işin gerçeğini itiraf etmezler; düşüncesi bile ödlerini koparır; hatta gerçeklerden bucak bucak kaçarlar, ta ki gözlerinde büyüttükleri kişi onlara bizzat kazık atıncaya kadar.
Reklam