Herkese merhaba sevgili okurlar.Çaresiz okumaya devam ediyorum.. :) Sunny ve Jasper arasındaki ilişkiyi okumak keyifli aslında.İkisi de çocukluklarından beri birbirlerine aşık ama asla ikiside birbirine söylememiş.Bu çok kötü birşey bence.. :( Eğer biri bana aşıksa özellikle bu çocukluk arkadaşımsa kesinlikle bana söylemesini isterdim..Çok yazık bunca zaman aslında beraber olabilirlermiş.Sunny'nin babası tam pislik gerçekten.Hem o şerefsizle evlenmesini istemiş hemde Jasperle birlikte olmasına karşı çıkmış tehtid etmiş pislik.Birde kızı sürekli arayıp eve geri dön diyor neden geri dönsün?Hem o iğrenç herifle hemde seninle neden görüşsün.Ben Sunny'nin yerinde olsa chesnuts kasabasına taşınırdım bir daha da o pislik babanın suratına bakmazdım.Çok dolmuş durumdayım gerçekten.Hele o withcock denen adam.Adamın soyadında bile güzellik yok zaten.Hatta yanlışda yazmış olabilirim ama olsun zaten çok gerekli bir karakter değil.Bu şekilde devam ediyor bakalım.Ben asıl Beau'nın geri dönmesini bekliyorum acaba ne oldu neden kayboldu öğrenmek istiyorum.Umarım iyidir.Beşinci kitapta yani umutsuz onun kitabıymış o yüzden ölmediğini biliyoruz ama ne olmuş merak ediyorum.Umarım kötü birşey olmamıştır.Bakalım neler olacak görücez.Ama en çok merak ettiğim Jasper ve Sunny nasıl birlikte olacaklar.. :) Aslında kadın karakterin ismi Sloane ama Jasper ona Sunny diyor bence çok sevimli :) Çünkü gerçekten güneş gibi bir kız ben çok sevdim.Ailesi yönünden şansız olsa da bence gerçekten çok ince düşünceli birisi.Jasperı asla yalnız bırakmamış her zor anında yanında olmuş.Umarım kısa sürede beraber olabilirler.. :) Happily ever after olduğunu biliyorum ama yine de hem Jasper hemde Sunny üzüldüğünde bende üzülüyorum..Ramazanın bitmesine son bir gün kaldı artık öğle zamanlarında kahve fotoğrafları
Herkese merhaba sevgili okurlar.Yoğun bir günün ardından Çaresiz hakkında konuşmaya geldim.Şimdi Sloane,babasının isteği üzerine bir pislikle evlenmek üzereydi.Birisi ona onu aldatırken video gönderiyor ve Jasper ile birlikte kaçıyorlar.Jasper bizim Eastan ailesinin üyelerinden birisi.Yani arkadaşlar ama çocukken onlarla yaşamaya başlamış.Jasper ve Sloane çocukluktan beri arkadaşlar ve birbirlerine aşıklar ama ikiside birbirine söyleyemiyor.Karşılıksız olduğunu düşünüyorlar.Ancak tabii ki böyle birşey yok.Gel zaman git zaman Beau yani Eaton ailesinin asker çocuğu kayboldu şimdi ondan haber bekliyoruz.Jasper ile bağları çok derin olduğu için gerçekten baya üzülüyorlar.Ama tabii ki kurtulacak ana karakter olduğu için.Son kitap onun hakkında olduğunu öğrendim.Şimdi Sloane ve Jasper bir yolculuktalar.Bakalım neler olacak hemen öğrenmek için sabırsızlanıyorum.. :) #elsiesilverbooks #nemesiskitap #kitapönerisi #çaresiz #birkitapbirkahve
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şem’-i ruhuna cismimi pervane düşürdüm Makam: Segah Usul: Devr-i Revan Tür: Şarkı Bestekar: Derviş Ömer Dil: Türkçe Güfte: Şem’-i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm Evrâk-ı dili âteş-i sûzâne düşürdüm Bir katre iken kendimi ummâne düşürdüm Hayfâ yolumu vâdî-i hicrâne düşürdüm Takrîr edemem derd-i derûnum elemim var Mevlâyı seversen beni söyletme gamım var Uzun zamandır Mevlevilerce “Niyaz İlahisi” olarak okunan bu eser aslında aynı makam ve usulde bestelenmiş bir şarkıdır. 17. ve 18. yüzyıllarda tertib edilmiş pek çok mecmua bu bilgiyi destekler mahiyettedir. Mevlevi geleneğinde bu eserin güftesi ya da bestesi kimi zaman Sultan Veled’e dayandırılırsa da, aslında, 16. ve 17. yüzyıllarda yaşamış Derviş Ömer’in eseridir. Derviş Ömer yaşadığı devrin önde gelen musiki simalarındandı. IV. Murad tarafından “Peder” diye çağrılan, Evliya Çelebi’nin aktardığına göre musikinin bütün inceliklerine vakıf, mühim bir kişiydi. Onun bestelediği eserler de yine zamanın kahredici pençesine kurban gitmiştir. Ali Ufki’nin 1650-1660’lar civarında tertib etmiş olduğu Mecmua-i Saz ü Söz isimli eserinde ise bu Segah şarkısının notası vardır (Mecmua-i Saz ü Söz, British Library, Sloane 3114, s. 203.). Üstattan çırağa aktarılmak suretiyle elimize ulaşmış bulunan notası ile Ali Ufki’nin notası arasında, birisini yekdiğerinden farklı bir eser olarak kabul edebilecek kadar derin farklılıklar olduğu görülmektedir. Mecmualardan örnekler:
Alıntı
Jcvd // Jean Claude Van damme
van damme'ı sadece kaslı vücudu ve yüksek tekmeleriyle hatırlamak, bu adamın sinemadaki etkisini küçümsemek olur. o, sinemanın rafine ya da entelektüel yüzü değildi; tam tersine, onun sayesinde salon sinemasına gidemeyen milyonlarca genç, video kaset kiralayarak sinema duygusuyla tanıştı. bugün “video efsanesi” denilen kavramı yaratanlardan biri o. dönemin sylvester stallone ya da schwarzenegger gibi daha büyük bütçeli yıldızları varken, van damme kendi kulvarında daha sokaktan, daha samimi bir figürdü. o filmleri izlediğinde “ben de dövüşebilirim” ya da “ben de ayağa kalkabilirim” dedirten bir tarafı vardı. filmlerinde hep bir intikam, aile onuru, dostluk ve yeniden ayağa kalkma teması vardı. hikâyeler belki klasik ama bu duygular evrenseldi. ve van damme, her zaman karakterine bir yaralanmışlık, bir yalnızlık eklerdi. “kickboxer”daki eric'in felç olmasıyla başlayan intikam, ya da “lionheart”ta kardeşinin ölümüyle dövüş kulüplerine girmesi… tüm bunlar onun sadece dövüşçü değil, aynı zamanda kaybeden ama vazgeçmeyen bir adam olduğunu gösteriyordu. ve evet, split hareketi… bugün bir aksiyon ikonunun karizması denince akla gelen ilk şeylerden biri. fakat bu gösterinin arkasında yıllarca süren karate, kickboks ve bale disiplini var. kendisini tam anlamıyla bedenini konuşturarak ifade eden bir oyuncu. bu yüzden o dönem “acting” kavramı sadece mimik değil, fiziksellikle de ölçülüyordu ve van damme bunu en iyi yapanlardandı. zaman geçtikçe yıldızı sönmeye başlasa da “jcvd” gibi filmlerle “ben hâlâ buradayım” dedi. kamera karşısında sadece kaslarını değil, kalbini de açtı. bu filmde bir banka soygununun ortasında rehin alınan, başarısız bir film yıldızını —yani kendini— canlandırdı. gözleri doluydu, sesi titriyordu ve bir sahnede, kameraya dönüp izleyiciye içini döktü. o
Thomas Edison Kimdir? Thomas Edison, icatları ile modern yaşamda devrim yaratan bir iş insanı ve mucittir. Toplamda 1903 ABD patenti bulunan Edison; Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan da patent sahibi olarak tarihin en üretken mucitlerinden biri olmuştur. 20. yüzyılda yaşamı büyük ölçüde etkileyen ve değiştiren pek çok icadın sahibidir. Thomas Edison'un Hayatı 11 Şubat 1847'de Ohio, Milano'da doğan Thomas Alva Edison, Samuel ve Nancy Edison'un yedinci ve son çocuğudur. 7 yaşındayken ailesi Michigan, Port Huron'a taşınmıştır. 16 yaşında kendi başına hayata atılana kadar burada yaşamaya devam etmiştir. Edison, okul eğitimini ilerleyen yaşlarda öğretmen olan annesinden evde sürdürmeye devam eder. Meraklı bir çocuk olan Edison, kendi kendine okuyarak pek çok bilgi edinmiştir. Henüz 13 yaşındayken yerel bir gazeteci olarak iş hayatına atılmıştır. İşten arta kalan zamanlarında bilimsel ve teknik kitaplar okuyarak kendini geliştirmeye devam etmiştir. 16 yaşına geldiğinde ise tam zamanlı telgraf operatörü olarak çalışabilecek seviyede telgraf hakkında bilgi sahibidir. Kongrede oylama sürecini hızlandırmak amacıyla ilk patentini almış ancak bu buluş ticari bir başarısızlığa yol açmıştır. Edison, başarıya ulaşmak için halkın isteyeceğinden emin olduğu cihazlar icat etmesi gerektiğini fark etmiştir. 1869'da New York'a taşınmasının ardından telgrafla bağlantılı icatlar üzerinde çalışmaya devam etmiş ve ilk başarılı icadı olan evrensel stok yazıcısını geliştirmiştir. Bu cihaz, gerçek zamanlı borsa verilerinin brokerlara ve yatırımcılara iletilmesi amacıyla kullanılmıştır. Bu alanda çalışmalarına devam edebilmesi için Edison'a 40.000 dolar ödenmiştir. Bu ücret, ona 1871'de New Jersey'de ilk laboratuvarını ve üretim tesisini kurmak için ihtiyaç duyduğu sermayeyi sağlamıştır.
Edebiyat