Atatürk'ün bazı fikirlerini, bazı davranışlarını tenkit etmeyi, "Atatürk düşmanlığı" olarak kabul edenler, çağımızın yüzlerce yıl gerisinde kalan karanlık kafalardır.
Tenkidi celbedecek işler dozuna göre düşmanlığı doğurur. Tenkidle düşmanlık birbirinden belli sınırlarla ayrılabilecek şeyler değil yani. Artık dozuna göre kime düşmanlık edilecek, ona akıl sahipleri çözüm bulsun. Yavuz Bey'i bilmem ama bizde net bunlar.
Düşmanlık dediğiniz şey eleştiriden çok daha öte bi durumdur. İkisinin de bir tercih olduğunu düşünüyorum ve burada önemli olan kime düşmanlık beslendiği ya da eleştiri yapıldı değil aslolan itham edilen konulardır. Bazı insanları fikirleri yönünde itham ederek ötekileştirmek her yönden yanlış diye düşünüyorum..
Dini duygular biz yaşlandıkça gelişme eğilimi gösterirler, çünkü ihtiraslarımız ateşini yitirdikçe, hayal güçlerimiz ve duygularımız köreldikçe aklımız daha rahat işler hale gelir, bir zamanlar aklımızı çelen imgeler, arzular ve heveslerden arındıkça Tanrı, gizlendiği bulutların arkasından görünür, ruhumuz bütün aydınlıkların kaynağı olan bu varlığı hisseder , görür ve ona yönelir, bu yöneliş doğal ve kaçınılmazdır; duygular dünyasına canlılığını ve cazibesini veren her şeyi artık yitirmekte olduğumuz için , o muazzam varoluş artık içsel ya da dışsal etkilerle desteklenmediği için bizi asla yanıltmayacak bir şeye tutunma ihtiyacı hissederiz ; bir gerçekliğe, mutlak ve ebedi bir gerçeğe tutunmak isteriz.
"Saçınızın dokusundan nefret etmeyi size kim öğretti? Burnunuzun ve dudaklarınızın şeklinden nefret etmeyi kim öğretti? Kendinize, 'Tanrı'nın bize verdiklerinden nefret etmeyi kim öğretti?' diye sormalısınız."