Samet

Samet
@smetym
naçizane kısacık ömürlerinizde yalana yer vermek sizi hayli yoracak, biraz hakikatli ve dürüst olmanın kimseye bir zararı dokunmaz.
Sevdaya Sert Yapmak
pek memnun olmayacaksın ama, sana bir haberim var. düştüğümde bıraktığın yerden kalktım. ve yüzüm ak bir şekilde karşındayım. hadi durma! yık beni baştan. sonra sessiz sedasız, alırsın yolunu yavaştan. ben hiç korkmadım ki, aşk uğruna verdiğim savaştan. her türlü yanıyor insan zaten, ha kurudan, ha yaştan. hiç farketmez, gerekirse yaşarız hayatı sil baştan. bak! sen bizi yanlış anladın. öyle ulu orta hop diyede damladın. bildiğin heyecanlara benzemeyiz biz. doğduk doğalı tekiz ve kimsesiz. varsa uzatan elini, hep tuttuk. yarı yolda bırakanları, bir bir unuttuk. bazı zamanlar içimizde kaldı, yuttuk. ama çıkar yolunu her şekilde bulduk. dinle! mermer taşlı değildi, adım attığımız yollar. ve gözü ekmeğimizdeydi, uzundu kollar. çok kavga ettik, vermedik taviz. yinede bitmedi aç gözlüler, hâlâ bollar. bu hayatta nice kayıplarımız oldu. bir çok gonca gülümüz, hiç uğruna soldu.
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
bendeki senin huzurunda verdiğim ifadem; bir ömür yüzümde perçinlenmiş, o umutsuz ifademle aynıydı. sanılanın aksine yandığım değilde, hep yanıldığım düğümledi boğazımda; sebepsiz öksüzlüğe uğurlanan cümlelerimi. günde bin defa fırsat bulup volta atarken sensizlik mahpusunun ön bahçesinde gönlüm; ben her gün, gün gün, ve dün, bugün demeden! adım adım adını saydım. infazımın en puslu halinde, dayanamadığım ve acıdan bitap düştüğümde bile; ben yine dönüp dolaşıp senli hayallere daldım. şuana dek beni hayatta tutan da hayalin oldu. beni bu hale koyan da; yine hayalin oldu... kâr mısın bana zarar mı? buna sevinmeli miyim yoksa üzülmeli mi? bilemedim...
Şiir
ömrümün temelini sarsarken direğinden bir asi rüzgar; yeliyle uzanıp göğe doğru titrer her teli sırma saçlarının. kışı gördüğünde her kar tanesi; bir kırbaç gibi vurur yüzüne, mesut bir bakışla başını semaya kaldırmış olmanın hiç bir anlam ifade etmediğini o an anlarsın. bu bir vefasızlık, en alâsından püsküllü bir vicdansızlıktır! peki kime? ne diye? nasıl? anlatacaksın...
Edebiyat
İmza
hayattan bir beklentimiz yoktu. hayatın da bizden olmadığı gibi. esen rüzgara verip sırtımızı; bir sağa, bir sola savrulduk hep. tuzu biberi oldu kader denen yemeğimizin; hüzün ve keder. mutluluk susuzluğu; kuruttu gönlümüzün dudağını. içten içe sarılıp kendimize doğru; akıttık göz yaşımızı bağrımıza. ağıtlı çığlığımız vermedi fırsat; başka sesleri duymaya. bir dert bizde yüklü diye bildik. oysa ne acılarla sürüp giden, ne nice yaşamlar ayak bastı bu topraklara. ne güneşli günleri umutla bekleyen; ne soğuk karlar yağdı yeşil yapraklara. hiç biri vazgeçmemişken davasından, biz kırıldık yarı yolda. hep güçlü görünürdük ama; ne hal kalmış elde, ne derman kolda. ve bittik. öylece çekip gittik; dönmedik arkamızı. böyle mazlum bir hikâyeye; karaladık imzamızı...
Şiir
Kasvet
... birden ayaklandı, pencereye yanaştı ve perdeyi araladı. duruşunu hiç bozmadan gözlerini gök yüzüne doğru çevirdi. hava kasvetli, yağmura açık bir davet gönderir gibiydi. dar yatak odasının mimarı olan gardırop, eski ama hakiki cevizden imal edilmiş. işlemeleri ve oymaları; hepsi birer sanat, hepsi birer şaheser. yağsız kalan yıllanmış menteşelerin sesini bastırmak için bir kapısını yavaşça araladı. siyah ve uzun, kaşe pardesüsünü bir çırpıda üzerine geçirdi. önünü iliklemeden önce yün kaşkolunu boynuna doladı, göğsünün üzerinde kabarık durmaması için sol eliyle boyun kısmından sabit tutarken sağ elinin avuç içiyle aşağıya doğru ütülercesine bastırdı. düğmelerini yavaş yavaş kapatırken gardırobun bir kapısı hala açıktı. sol elini üst rafa uzattı, rengi siyahtan hallice, kahverengiye çalan kasketini aldı. takmadan önce saçlarını düzeltti. sol eliyle arkasından, sağ eliyle ön ucundan bastırmak suretiyle giydi. gıcırdayan kapıyı açtığı titizlik ve hızla aynı şekilde kapattı. bir kaç adım geriye gitti ve uzaktan kapanan kapının aynasında kendini derinlemesine bir süzdü. artık hazırdı. bu kokusu nahoşa müsait davetkar kasvet, artık onu korkutmuyordu...
Edebiyat