... birden ayaklandı, pencereye yanaştı ve perdeyi araladı. duruşunu hiç bozmadan gözlerini gök yüzüne doğru çevirdi. hava kasvetli, yağmura açık bir davet gönderir gibiydi. dar yatak odasının mimarı olan gardırop, eski ama hakiki cevizden imal edilmiş. işlemeleri ve oymaları; hepsi birer sanat, hepsi birer şaheser. yağsız kalan yıllanmış menteşelerin sesini bastırmak için bir kapısını yavaşça araladı. siyah ve uzun, kaşe pardesüsünü bir çırpıda üzerine geçirdi. önünü iliklemeden önce yün kaşkolunu boynuna doladı, göğsünün üzerinde kabarık durmaması için sol eliyle boyun kısmından sabit tutarken sağ elinin avuç içiyle aşağıya doğru ütülercesine bastırdı. düğmelerini yavaş yavaş kapatırken gardırobun bir kapısı hala açıktı. sol elini üst rafa uzattı, rengi siyahtan hallice, kahverengiye çalan kasketini aldı. takmadan önce saçlarını düzeltti. sol eliyle arkasından, sağ eliyle ön ucundan bastırmak suretiyle giydi. gıcırdayan kapıyı açtığı titizlik ve hızla aynı şekilde kapattı. bir kaç adım geriye gitti ve uzaktan kapanan kapının aynasında kendini derinlemesine bir süzdü. artık hazırdı. bu kokusu nahoşa müsait davetkar kasvet, artık onu korkutmuyordu...