Bağ kurmak çok tehlikeli diye düşünüyordu. Sevdiğin insanlar kolayca yok olup gidebilirlerdi. O, mutluluk ihtimalini kayıp ihtimaliyle bağdaştırmış bir yetişkindi.
Kendisine olan bu güveni nereden geliyordu, nasıl oluyordu, buna kimse cevap veremezdi, belki dağın onu sertleştirdiği söylenebilirdi. Defalarca tecrübe ve teyit etmişizdir: insanlar önce bir yerde doğarlar ve sonra genellikle o yere benzerler.
Pek bilmiyordum ama en azından şunu biliyordum: kimse kimsenin adına konuşamaz. Çünkü her ne kadar bir yabancının hikayesini anlatmak istesek de eninde sonunda hep kendi hikayemizi anlatırız.
Bir zamanlar hissettiklerimizi, istediklerimizi bu kadar kolay unutmamız beni hayrete düşürüyor. Şimdi başka bir şeyi arzuladığımızı ya da hissettiğimizi dışavurabilme çabuklugumuz da. Ama öte yandan aynı fıkralara gülmek istiyoruz. Yeniden alacakaranlığın kutsadığı çocuklar olmayı istiyoruz, öyle olduğumuza inanıyoruz.